GIDA - MEKAN ve EKONOMİ HABERLERİ

Çorba içmek hastalıklardan korurken

kilo almayı da önlüyor

Hemen hemen herkesin isteğidir hem sağlıklı beslenmek hem de kilo almamak. Peki bunun bir yolu var mı derseniz elbette var: Çorba içmek! Sizi hem hastalıklara karşı korur hem de sağlıklı beslenerek kilo vermenize yardımcı olur. 


Çorba, yazın iç serinleten buz gibi bir lezzet kışınsa soğuk günlerde titreyen vücudumuzu bir yudumuyla kendine getiren buharı üstünde mucizevi bir içecek. Bu nedenledir ki hem Türk hem de dünya mutfağının baş tacıdır çorbalar. Sofralardan eksik edilmeyen, yemeğe çorbasız başlayamadığımız, hastayken ilaç niyetine ‘anne çorbası’ aradığımız bu mucizevi yemeğin faydaları da saymakla bitmiyor.

Kışın içtiğimiz su miktarı azalıyor

Çorba yaz kış vücudumuzun sıvı ihtiyacını karşılamasına yardımcı olur. Kışın özellikle kuru ve soğuk havalarda azalan su isteği ve beraberinde vücutta ve özellikle de ciltte meydana gelen nem kaybının yegâne anahtarı sudur. Çorba sıvı olduğu için günlük almamız gereken sıvı ihtiyacımızı karşılamada yardımcı olur.

Kilo kontrolünün anahtarı
İçine çeşit çeşit sebze koyarak blenderdan geçirip tüketebileceğiniz gibi, bulgur, nohut gibi bakliyatlarla da besin değerini zenginleştirebileceğiniz çorbalar hem size vitamin ve mineral bakımından her türlü desteği sağlıyor, hem de bunu yaparken düşük kalorisiyle kışın hareketsizlik nedeniyle artan kilo alma eğilimine karşı vücudunuzu koruyor.

Çorba tok tutar
Vücudumuzun yediklerimizle doyduğunu hissetmesi 20 dakikayı buluyor fakat biz bu süre zarfında tüm sofrayı silip süpürebiliyoruz. Fakat yemeğe hafif, doyurucu bir çorba ile başladığınızda mide kapasitesinin çoğunu kapladığı için diğer yemeklerden daha az miktarda yemenize ve daha çabuk doymanıza sebep olur.

Hastalıklara şifa
Özellikle hasta olduğumuzda ya da hastalığın geldiğini hissettiğimiz dönemlerde bol limonlu tavuk çorbası hem boğaz ağrısını yumuşatıyor, hem de vücudunuzun hastalığa karşı direnç kazanmasına yardımcı oluyor.

Çorbalara konulan bulgur daha tok tutuyor
Çorba ile yemeğe başlamanın zayıflamada ve kilo kontrolünde çok etkili olduğunu söyleyen Duru Bulgur Beslenme Uzmanı Seçil Kenar, “Çorbalarınızın içine koyacağınız bulgur ile daha fazla tok kalırsınız. Öncelikle belirtmeliyim ki bulgur sadece su ve buğdaydan oluşuyor ama mineral, vitamin, posa ve lif açısından oldukça zengin. Bağışıklık sistemini güçlendiren bulgur, bazı B grubu vitaminleri içeriyor. İçeriğindeki yüksek posa miktarı ile diyabet ve kansere karşı da vücudu koruyor” diyor. 
Bulgurun içerdiği B1 vitamininin, sinir ve sindirim sisteminin güçlenmesine yardım ettiğini belirten Kenar sözlerine şöyle devam ediyor. “Kan şekerini hızla yükseltmeyen bulgur şeker hastalarının da miktarlarına dikkat ederek tüketebileceği bir besin. Pirince oranla vitamin ve mineralleri daha yüksek, daha sağlıklı, kilo kontrolü sağlanmasına da yardımcı oluyor.”

Tavuklu Topalak Çorbası: 2 adet tavuk göğsü, 1 su bardağı Duru Bakliyat Koçbaşı Nohut, 1 su bardağı Duru Köftelik Bulgur, 1 adet soğan, 1 çay bardağı un, 2 yemek kaşığı salça, 1 tatlı kaşığı kimyon, 1 tatlı kaşığı karabiber, 1 tatlı kaşığı nane, 6 su bardağı tavuk suyu
Yapılışı: Köftelik Bulguru sıcak su ile ıslatın ve bulgur şişene kadar bekletin. Şişen bulguların üzerine un, salça, tuz ve baharat ekleyin ve iyice yoğurun. Köfte hamurundan parçalar koparılıp minik köfteler yapılır. Ayrı bir yerde salçayı yağda kavurun ve suyunu ekleyin. Üzerine küçük köfteler, haşlanmış Koçbaşı Nohut ve haşlanıp didikleniş tavuk eti koyulur. Köfteler yumuşayana dek pişirilir. İnce kıyılmış maydanozla süsleyip servis edilir.

“Egemden” ile İftar sofralarına sağlık ve lezzet...

Zeytinin memleketi Ege’den elde edilen hasatlarla üretilen Egemden zeytinyağı; kalitesi ve kendine has kokusu ile iftar sofralarına lezzet katacak.

Tüm aileyi bir araya toplayan ve dostları bir araya getiren iftar sofralarınıza; Egemden eşsiz lezzeti ile eşlik edecek. Zengin zeytinyağı portföyü ile Ege’nin lezzetini sofralara taşıyan Egemden, doğal yöntemlerle elde edilen ürünleriyle Ramazan ayında da sağlık ve lezzeti bir arada sunacak. Tercihini sağlıklı ve hafif lezzetlerden yana kullananlar Egemden ile hazırladığı salatalar, tadına doyulmayan zeytinyağlı yemekler ve birbirinden leziz mezeler ile iftar akşamlarını unutulmaz bir lezzet şölenine dönüştürecekler.

Geleneksel ramazan sofralarınızı zeytinyağlı lezzetler ile taçlandırın


Ege zeytinlerinin kendine has yoğun kokusunu seven gurme damaklar için şişelenen Egemden Natürel Sızma Yoğun Lezzet, zeytinyağında yumuşak tat tercih edenlerin mutfaklarındaki yerini alan Egemden Natürel Sızma Yumuşak Lezzet, zeytinyağının en yalın halini sevenlerin vazgeçilmez lezzeti olan Egemden Natürel Sızma Yalın Lezzet vesahip olduğu denge ile kullanıldığı yemeklerin tadını bastırmayan Egemden Riviera serileri, Ramazan ayının her gününe ayrı bir tat katacak




Hurma, Tadım’la Tüm Sene Raflarda

Paketli kuruyemiş pazarının öncü markası Tadım, Çiğ Kuruyemiş ve Kuru Meyveler ailesine yeni bir üye eklendi; hurma! Ramazan aylarında sıklıkla tüketilen hurma, şimdi Tadım farkıyla 12 ay boyunca sofralardan eksik olmayacak. Lezzetinin yanı sıra, sağlık kaynağı olan hurma lif, kalsiyum ve B grubu vitaminleri içeriyor. Beslenme Uzmanı Ferin Batman, hurmada, bu vitaminlerin yanı sıra, en az 15 çeşit mineral de bulunduğunu söyleyerek günde 2-3 adet tüketilmesini öneriyor.

Paketli kuruyemiş sektörünün öncü markası Tadım, Ramazan sofralarının baş tacı hurmayı en doğal haliyle paketleyerek yıl boyunca tüketicilere sunuyor. Protein, yağ ve karbonhidrat içeren tek meyve olarak bilinen hurma, yüksek oranda lif içermesiyle de biliniyor.

Vitamin ve Mineral Zengini

Başta sodyum, potasyum, magnezyum ve kalsiyum olmak üzere, bir çok vitamin ve mineral içeren hurma cildi güzelleştiriyor, tokluk hissi vererek zayıflamaya yardımcı oluyor. İçerdiği A ve C vitamini ile vücudu zararlı bakteri ve mikroplardan koruyan hurma, sindirim sistemini düzenliyor, kasnılık riskini düşürüyor. İçerdiği beta karotenle göz sağlığını koruyan hurma, içinde yer alan B6 vitamini ve magnezyumla sinir sistemini güçlendirerek depresyondan koruyor.

Ferin Batman: “Hurma En Az 15 Çeşit Mineral İçerir”
Beslenme Uzmanı Ferin Batman, günde 2-3 adet hurma tüketmenin lif ihtiyacını karşılayarak gün boyu tokluk hissi sağladığına değinerek “İçeriğinde yüzde 10-12 oranında lif bulunur.100 gr’da 200 mg kalsiyum ve 300 mg yakın B grubu vitaminleri içerir. En az 15 çeşit mineral içerir. Demir, mangan, bakır, çinko ve hamilelik döneminde gereksinmesi artan folik asitin iyi kaynakları arasındadır. Yüksek oranda potasyum içerir. Hurma çekirdeklerinde beslenmemizde oldukça önemli olan ve kalp sağlığımızı da koruyan çoklu doymamış yağ asitleri bulunur. Farklı meyveler arasında en yüksek antioksidan bileşenleri içeren meyve olduğu bilinmektedir. Hurma iyileştirici etkisini de içeriğindeki sayısız vitamin mineral antioksidan bileşen ve liflere borçludur” diyor.
Hurmalı Enerji Topu Tarifi: (1 porsiyon 2 adet)
1 çay bardağı kakao, 1 çay bardağı hindistancevizi, 1 çay bardağı chia tohumu, 10 adet Tadım hurma (sıcak suda bekletin), 1 su bardağı ceviz içi, 3 yemek kaşığı yulaf ezmesi
Yapılışı :
Hurmanın çekirdeklerini çıkarın. Ceviz içi, hurma ve yulaf ezmesini rondoda karıştırın ve hamur haline getirin. Hazırladığınız karışımdan küçük toplar oluşturun. Hazırladığınız topların bir kısmını Hindistan cevizine, bir kısmını chia tohumuna ve bir kısmını da kakaoya bulayın. Hazırladığınız enerji toplarını yaklaşık 30 dakika kadar buzdolabında beklettikten sonra tüketebilirsiniz.

Günaydın’dan Çocuklara Özel
Lezzeti ve Eğlencesi Bol Menü!


Etin en güvenilir adresi Günaydın,
çocuklara özel hazırladığı menüleri ile de fark yaratıyor…

Türkiye’nin et ve kebap konusundaki en iddialı restoranlarından Günaydın, çocuklara özel olarak hazırladığı menüler ile lezzeti ve eğlenceyi bir arada sunuyor. Köfte-döner şubelerinin yanı sıra steakhouse ve kebap konsepti ile hizmet veren Günaydın restoranları da farklı içerikteki çocuk menülerini sunmaya başladı.

Köfte-döner şubelerinde çocuklara iki menü alternatifi sunan Günaydın, doğa temalı boya kitabı ve boya kalemi hediyesiyle lezzete eğlence katıyor. Günaydın’ın çocuk menülerinden biri cızbız köfte, diğeri ise yaprak döner ile hazırlanırken; menüde sade pilav, patates ve ızgara domates servis ediliyor. Alışveriş merkezlerinin yemek katında bulunan Günaydın’ın köfte-döner şubeleri, ailelere çocukları için doyurucu, kaliteli ve eğlenceli bir menü sunuyor.

Günaydın Steakhouse’larda çocuklar patatesle birlikte servis edilen kasap köfte, sosis tabağı veya mini hamburgerlerinin keyfini çıkarırken bir yandan bulmaca ve boyama yaparak eğlenceli vakit geçirebiliyorlar. Kebap restoranlarında ise köfte, patates tava, minik etli pide ve fındık lahmacun alternatiflerinden oluşan çocuk menüsüne boyama kitabı eşlik ediyor. Günaydın, Şaşkınbakkal, Tuzla ve Kalamış’taki restoranlarında bulunan çocuk oyun alanları ile de özellikle ailelerin ilk tercihi olmaya devam ediyor.

CarrefourSA, “Arı Varsa Hayat Var” Projesi ile
Doğru ve Kaliteli Balın Adresi Oluyor 


Türkiye organize perakende sektörünün öncü markası CarrefourSA, teknik arıcılığı destekleyerek yerel üretime katkı sağlamak, tüketicilerine doğru ve kaliteli bal sunmak amacıyla Arı Varsa Hayat Var projesini başlattı. Proje kapsamında ürün güvenliği ve izlenebilirliği sağlanmış doğru ve kaliteli ballar, CarrefourSA reyonlarındaki yerlerini aldı.

CarrefourSA Gıda Kategori Genel Müdür Yardımcısı Ayşin Işıkgece, Arı Varsa Hayat Var Projesi’ne ilişkin olarak şunları söyledi: “Reyonlarımıza doğru ve kaliteli bal getirebilmek amacıyla Adana, Ardahan ve Kars’ta 40’ı kadın olmak üzere 200 arıcıya toplam 20 gün teorik ve pratik eğitimler verdik. Eğitimlerin yanı sıra reyonlarımızda bulunan balları testlere tabi tuttuk ve bal ürün grubunda kalite kontrol mekanizmamızı güçlendirdik.”
Sabancı Holding ve Carrefour iştiraki CarrefourSA, arıcılık ve bal üreticiliğinde verdiği eğitimlerle kovan verimliliğini artırarak yerel üretime destek vermek ve arıcılık mesleğini gelecek nesillere taşımak amacıyla Arı Varsa Hayat Var Projesi’ni başlattı.
Arı Varsa Hayat Var projesi çerçevesinde kadın arıcıların sayısı artırılarak istihdama katkı sağlanırken ürün güvenliği ve izlenebilirliği sağlanmış doğru ve kaliteli ballar, tüketicilerle buluşuyor.  
 “Arı Varsa Hayat Var” projesinin detayları CarrefourSA Gıda Kategori Genel Müdür Yardımcısı Ayşin Işıkgece ile Prof. Dr. Muhsin Doğaroğlu’nun katılımıyla 26 Nisan 2018, Perşembe günü CarrefourSA’nın İstinye’deki Hipermarketinde düzenlenen toplantıyla kamuoyuna duyuruldu.
Ayşin Işıkgece: “Projeyi Adana, Ardahan ve Kars’ta başlattık, bir sonraki durak Muğla olacak”
Türkiye’nin dünya ballı bitkiler florasının yüzde 75’in sahip bir ülke olduğunu ve Avrupa ülkelerinde bulunan yaklaşık 11 bin 500 çiçekli bitki türünün 9 binden fazlasının Türkiye’de bulunduğunu belirterek konuşmasına başlayan CarrefourSA Gıda Kategori Genel Müdür Yardımcısı Ayşin Işıkgece, şunları dile getirdi:  
“Dünyada bilinen 22 arı ırkının beşine ev sahipliği yapan Anadolu, sahip olduğu flora ile de binlerce yıldır bal denince akla gelen sayılı coğrafyalardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu çerçevede ülkemizde arı ırkının devamını sağlamak ve kaliteli balın üretimini desteklemek amacıyla Adana, Ardahan ve Kars’ta “Arı Varsa Hayat Var” projesini başlattık. Proje kapsamında öncelikle Adana’yı seçtik çünkü Adana’da doğan, Adanalı bir marka olan Sabancı Holding’in perakende markasıyız. Bir diğer tercihimiz Ardahan oldu. Çünkü Ardahan Balı, ülkemizde coğrafi işaret tesciline sahip nadir ballardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Kars ise sahip olduğu zengin bitki örtüsü ve dünyanın sayılı ana ırklarından biri olan Kafkas Arı Irkı’na ev sahipliği yapmasıyla doğru ve kaliteli bal için uygun şartlara sahip illerin başında geliyor. Özellikle Ardahan ve Kars’taki faaliyetlerimizle başta kırsal kalkınmaya, dolayısıyla da sürdürülebilir tarıma destek oluyoruz. Biyoçeşitliliği koruyarak işlenmeyen tarım alanlarının değerlendirilmesini sağlıyoruz. Böylelikle bölgeyi hareketlendirerek kalkınmasına katkı sağlayacağız, yeni istihdam imkânları oluşturularak bölgeye olan talebi artıracağız. Proje kapsamında bir sonraki adımımız dünya çam balının yüzde 80’inin üretildiği Muğla olacak. Böylelikle toplam bal üretimi 114 bin ton olan ve yıllık 2 milyar TL ciroya sahip ülkemizde dört koldan hem bal üretimini verimli hale getirerek artıracağız hem de zamanla yurt dışındaki Carrefour marketlerine Türk balı ihraç edebilir bir duruma geleceğiz.”

Ayşin Işıkgece: “Bu yıl 450 ton Bal Satıp 16 milyon TL Ciro Hedefliyoruz”
Arı Varsa Hayat Var projesi kapsamında tüketicilere doğru ve kaliteli bal sunmak amacıyla Adana, Ardahan ve Kars’ta 40’ı kadın olmak üzere 200 arıcıya toplam 20 gün teorik ve pratik eğitimler verdiklerini dile getiren Ayşin Işıkgece, şöyle konuştu:
“Ülkemizde arıcılık ve bal üreticiliği ile uğraşanların yaş ortalaması 50’nin üzerinde olduğu için bu mesleği genç nesillere aktarmak amacıyla eğitim verdiğimiz arıcıların 18 – 45 yaş arasında,  Arıcılar Birliği’ne bağlı ve en az 30 adet kovanları olmasına dikkat ettik. Daha çok erkek ağırlıklı bir meslek kolu olan arıcılık ve bal üreticiliğinde hem kadın istihdamını artırmak hem de balın yanı sıra polen – propolis – arı sütü gibi katma değerli ürünlerle daha fazla gelir elde edebilmelerini sağlamak amacıyla çalıştığımız arıcıların eşli olarak projeye katılmasına ya da arıcıların kadın olmasına önem verdik. Bir yandan eğitimler devam ederken diğer yandan da reyonlarımızdaki balları testlere tabi tuttuk. Bal ürünlerine dair kalite kontrol mekanizmamızı güçlendirdik. Bal üretiminin verimliliğini ve insan sağlığını gözeterek reyonlarımızda doğru ve kaliteli ballara yer veriyoruz. CarrefourSA olarak bu yıl toplam 450 ton bal satmayı ve 16 milyon TL ciro elde etmeyi hedefliyoruz. Hedeflediğimiz satış miktarının 160 ton ve 6 milyon TL cirosunun Carrefour markalı ballarımızdan elde edeceğimizi düşünüyoruz.” 
Ayşin Işıkgece: “Arılar olmazsa, yalnızca dört yıl ömrümüz kalıyor”
İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana arıcılık ve bal üreticiliği faaliyetlerinin gerçekleştirildiğini, arı ırkının yaşamına devam etmesinin doğanın ve dolayısıyla da dünyanın devamlılığı için anahtar bir rol oynadığının altını çizen CarrefourSA Gıda Kategori Genel Müdür Yardımcısı Ayşin Işıkgece, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bilim insanı Albert Einstein’ın da belirttiği üzere arıların yeryüzünden kaybolmasıyla insanlığın yalnızca dört yıl ömrünün kalacağını unutmayalım.”
Muhsin Doğaroğlu: “Türkiye’de Kişi Başı Bal Tüketimi, 1,3 kg ile AB Ülkelerinin İki Katı”
 Prof. Dr. Muhsin Doğaroğlu da konuşmasında Türkiye’de arıcılık ve bal üreticiliği sektörüne ilişkin rakamlar ile CarrefourSA’nın Arı Varsa Hayat Var projesi kapsamında arıcılara verilen eğitimler ve balda doğru bilinen yanlışlara değindi.
Doğaroğlu, şunları dile getirdi:
“Toplam 7,8 milyon kovanın bulunduğu ülkemizde 600 bin kişi, bu sektörden ekmek kazanıyor. Dünyanın üçüncü bal üreticisi olan ülkemizde kişi başı yıllık bal tüketimi, 1,3 kilogramla AB ülkelerine oranlara neredeyse iki katı fazladır. Ancak bu sektörün en önemli sorunlarının başında kovan başına verimlilik geliyor. Arıcılara verdiğimiz eğitimlerle, geleneksel arıcılık yöntemleri yerine modern teknik arıcılık yöntemlerinin kullanılmasını sağlayarak mevcut verimliliği artırmayı hedefliyoruz. Bu vesileyle CarrefourSA’nın başlattığı Arı Varsa Hayat Var projesi kapsamında Adana, Ardahan ve Kars’taki arı üreticilerine yalnızca doğru bal üreticiliği değil, propolis – polen – arı sütü gibi farklı ürünlerin nasıl üretileceğini, bugün 14 kilogram kovan verimliliğini doğru yöntemlerle Kanada veya Avrupa ülkelerinde olduğu üzere 50 – 60 kilogram seviyesine nasıl çıkarabileceklerini, ilaç kullanmadan zararlılarla nasıl mücadele edileceğini, kovanın devamlılığı için önemli olan doğru kışlatma şartları ve en önemlisi de arının dolaştığı yerlerdeki hijyen şartlarının ne olması gerektiğini anlattık.”
“Muhsin Doğaroğlu: “Üreticisini bildiğiniz, kalitesine güvendiğiniz balları tüketin”
“Şekerle yapay olarak üretilen, şeker eklenen veya bal üretim döneminde çiçek nektarı yerine şekerle beslenen arının ürettiği bal doğru bal değildir” diyen Prof. Dr. Muhsin Doğaroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Arı, yalnızca bal yapmadığı kış mevsiminde uygun şekilde ve miktarda şekerle beslenebilir. Fakat bal ürettiği dönemde nektar yerine şekerle beslenirse o bal, doğal balın sahip olduğu sağlık faydalarını sunmaz sadece bir şeker karışımı olur. Bu şekilde tağşişe uğramış sahte balı gözle, tadarak veya tüketicinin uygulayabileceği başka yöntemlerle ayırt etmesi mümkün değildir. Doğru ve sahte bal ayrımı laboratuvar ortamında ileri teknoloji ile üretilmiş ekipmanlarla yapılan analiz sonuçlarına göre uzman kişilerce yapılabilir. Genel olarak 2 yıl raf ömrü bulunan bal, oda sıcaklığında ve ışık görmeyen bir ortamda saklanabilir. Bal doğası gereği bu süreçte kristalleşebilir. Kristalize balın olduğu gibi tüketilmesi faydalıdır. Fakat mutlaka sıvı olarak tüketilmesi isteniyorsa kristalleşen bal şişesi ile 40 derece santigradı geçmeyen sıcaklıktaki bir su içine oturtularak tekrar eritilip rahatlıkla tüketilebilir.”

CarrefourSA Hakkında:
1993 yılında Türkiye’de ilk yatırımını yapan Fransa’nın global perakende markası Carrefour’un, 1996 yılında Türkiye’nin Sabancısı, Sabancı Holding ile kurduğu ortaklık sonucunda perakende sektörünün öncü markası olarak faaliyetlerine başlayan CarrefourSA, “Önce Müşteri” diyerek 33 Hiper, 372 Süper, 24 Gurme ve 196 Mini marketten oluşan zinciriyle 55 ilde toplam 625 marketiyle faaliyet göstermektedir. CarrefourSA, 2017 yılı sonu itibarıyla toplam 516 bin metrekare net satış alanı ve 165 milyon kişilik müşteri sayısıyla 4,55 milyar TL ciro elde etmiştir. 



Organik tarım dünya nüfusunu besler 


Organik üretimin, dünyada hızla artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayamayacağını iddia eden konvansiyonel tarım savunucularının aksine, bilimsel araştırmalar organik tarımın dünyayı besleyebileceğini kanıtlıyor.

Dünyada ve ülkemizde tarımın önemi yadsınamaz, ancak tarım politikaları tek bir hedefe indirgenmiş durumda: Nüfus artışına paralel olarak ürün verimliliğini artırmak ve insanları doyurabilmek. Peki genel söylem bu yönde olsa da sosyo-ekonomik analizler bunu destekliyor mu? Söz konusu hedefin ve bu hedefe ulaşabilmek için uygulanan endüstriyel tarım yöntemlerinin (pestisitler, sentetik gübreler, GDO vb.) dünyada yaklaşık 70 yıllıkbir geçmişi var. Bu 70 yılın ardından, doğal varlıklara, ekosisteme ve insana zarar vermesine rağmen, maksimum verimi elde etme çabasının geldiği nokta pek parlak değil: 2016 tarihli Gıdada Sürdürülebilirlik Endeksi'ne göre dünyada gıdaya erişimi yetersiz 1,8 milyar insan yaşıyor. Yani iddia edildiği gibi, endüstriyel tarım yöntemleriyle dünyayı doyurma hedefi gerçekleşmedi. Çünkü açlık sorununun nedeni, gıdanın yetersiz olması değil, üretimin adil paylaşılmaması, insanların alım güçlerinin eşit olmaması, israf ve kâr odaklı tarım politikaları.




BM Gıda Hakkı Özel Raportörü Prof. Hilal Elver, bir milyar insanın aç olduğu tespiti üzerinden kırsaldaki küçük aile işletmeleri ve çiftçilerin güçlendirilmesi için hükümetleri tarım alanında demokratik reformlara davet ediyor.
Küresel ısınma, iklim değişikliği, çoraklaşan toprak, kirlenen su kaynakları, zarar gören canlılar ve ekosistem dikkate alındığında, uzun vadede konvansiyonel/endüstriyel tarım, organik tarımdan daha verimli değil.
ABD’deki Rodale Enstitüsü’nün, bu tarım yöntemlerine dair karşılaştırmalı verimlilik araştırmaları bunu kanıtlıyor. Enstitü 1981'de başladığı The Farming Systems Trial projesi ile, konvansiyonel tarımdan organik tarıma geçiş dinamiklerini inceledi. Aynı dönemde hem konvansiyonel hem de organik üretim yapan Enstitü, 1986-2014 yıllarını kapsayan bir istatistik yayımlayarak, organik üretimdeki verimin konvansiyonel üretimi yakaladığını, hatta kurak dönemlerde organik üretimdeki verimliliğin daha yüksek olduğunu açıkladı.
Mısır ve soya üretimi üzerinden gerçekleşen projede, özellikle kurak dönemlerde organik tarımın verimliliğinin daha fazla olduğu görüldü. Rapora göre, kurak geçen yıllarda mısırın organik üretimdeki verimi, konvansiyonele göre %31 daha fazla oldu. Konvansiyonel mısır, kurak dönemlerde besinsiz kalıp kuruma eğilimi gösterirken, organik mısır dayanıklılık göstererek yeşil kalabiliyor.Toprağın sağlığı ve canlılığının kanıtı olan organik bileşen miktarı, organik üretimde her yıl artış gösterirken, konvansiyonel üretimde giderek azalıyor.

Tohum verimi ve kalitesinde fark yok

1998 yılında organik tarım çalışmalarına başlayan Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü sebzecilik bölümünün verileri de tohum verimi ve kalitesi açısından benzer bir sonuca işaret ediyor.
2004-2009 yılları arasında organik tarım ve konvansiyonel tarım koşullarında, pırasa tohumunun verimi ve kalitesini inceleyen Enstitü, aralarında herhangi bir fark olmadığını belirledi. Hatta organik pırasa tohumunun verimi bazı koşullarda daha yüksek çıktı, çimlenme oranı ise konvansiyonele göre önemli bir artış gösterdi. Araştırma sonucunda; çevreye uyum sağlamış çeşitler, temiz tohumluk ve sağlıklı fide kullanımı seçildiğinde, hastalık ve zararlılar ile entegre mücadele yapıldığında, kültür bitkisi ile yabancı ot rekabeti oluşmadan yabancı otlar üretim alanından uzaklaştırıldığında, toprak analizine dayalı, toprağın sürdürülebilir kullanımını esas alan gübreleme programları uygulandığında, sağlıklı, ekonomik ve kaliteli ürün üretilebileceği ortaya kondu.
Her iki enstitünün aldığı sonuçlara göre, üretim profesyonelce yapılır, gerekli ARGE ile desteklenir, ziraat mühendisleri çiftçilere gerekli eğitimi verir, hükümetler ekolojik tarımı destekleyecek politikaları hayata geçirirse, verimlilik ibresi -değişen iklim şartları da dikkat alındığında- konvansiyonel tarımdan değil organik tarımdan yana.

Tüm dünyada organik tarıma geçilse ne olur?
Rodale Enstitüsü’nün araştırması umut verici. Peki, sadece belirli bir alanda değil, dünya genelinde organik üretime geçilse sonuç ne olurdu? Araştırma kuruluşu FiBL (Research Institute of Organic Agriculture), herkesin merak ettiği konuyu inceleyerek, tüm tarım alanlarında organik üretime geçilirse, 2050 yılında sonucun ne olacağını ortaya koydu. Pek çok araştırma kuruluşunun işbirliğiyle gerçekleşen incelemeye göre, tamamlayıcı bazı faktörlerle birlikte,organik tarım dünyayı doyurabilir. Hatta dünya nüfusunun beslenebilmesi için, mevcut tarım arazilerinin %60'ında organik üretime geçilmesi yeterli. FiBL'e göre bunun gerçekleşmesi için hayvansal ürün tüketiminin ve yetiştirilen hayvan sayısının, dolayısı ile yem üretimi ve israfın da azalması gerekiyor.
FiBL; dünya nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamak için daha fazla toprağa ihtiyaç duyulacağını öngörüyor. Justus Liebig Üniversitesi'nden Prof. Andreas Gattinger, mevcut şartlar altında konvansiyonel tarım ile organik tarım arasında %25'lik bir verim boşluğu olduğunu belirtse de, Rodale Enstitüsü'nün ve Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü’nün çalışmaları gelecek için ümit vadediyor.
2050 yılında dünya nüfusunun yaklaşık 10 milyar olması bekleniyor. Konvansiyonel tarım, dünya nüfusunu doyurmaya aday olsa da, iklim değişikliğine etkisi, toprak, su gibi doğal varlıkları tüketiyor oluşu nedeniyle, yaşamın sürdürülebilirliği için bir an önce vazgeçilmesi gereken bir üretim biçimi. Organik tarım ise sürdürülebilir bir gelecek vadediyor. Rodale Enstitüsü, organik tarımın, konvansiyonel tarıma göre yaklaşık %50 daha az sera gazı salımı sağladığına dikkat çekiyor.
Verimlilik konusunda çalışmalar devam ederken, gıda israfının çok fazla olması dikkatleri ”yeterli ürün yetiştirme” konusundan ”yetişen ürünleri israf etmeme”ye yöneltiyor.
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü verilerine göre, gıda ürünlerinin tarladan sofraya ulaşması sırasında yetersiz uygunsuz nakliye, depolama koşulları yüzünden, gıdanın %25’i heba oluyor.Dünyada her yıl israf edilen gıda miktarı ise en az 1,3 milyar ton. Dolayısıyla israf önlendiği taktirde, konvansiyonel tarımda sentetik ilaç ve gübrelerle sağlanmaya çalışılan verim artışına da ihtiyaç kalmıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de, her yıl 1,7 milyar ekmek, 18 milyon ton meyve ve sebze çöpe atılıyor. Gıda israfının parasal bedeli ise 214 milyar lira.
2015 yılında dünyada organik tarım yapılan arazi 50,9 milyon hektar; yani dünya genelindeki tarım arazilerinin henüz %1'i. FiBL, gıda israfı yarı yarıya azaltılırsa ve kesif yem üretimi (yem amaçlı tahıllar vb) yarıya düşürülürse, mevcut tarım alanlarının % 60'ında dahi organik tarıma geçilmesiyle, hem verim hem de sürdürülebilirlik açısından 2050 yılında sağlıklı bir üretimin sağlanabileceğini belirtiyor.
FiBL'in öngösürü, yem üretimi azalacağı için,hayvansal ürün tüketiminin de üçte bir oranında azalacağı yönünde. Böylece dünyanın beslenme şekli iklimi koruyucu bir hale gelecek, çünkü endüstriyel hayvancılık, sera gazı salımının yaklaşık %15’inden sorumlu. Kuraklık, ani hava değişimleri ve seller gibi iklim değişikliklerinin gıda üretiminde verim düşüklüğüne ve kayıplara neden olduğu göz önüne alındığında doğa ve iklim dostu organik üretimin gıdanın sürdürülebilirliği açısından önemi daha belirgin hale geliyor.

Ekolojik ilkeleri, sağlıklı beslenmeyi, israf ve tüketim kültürünü, iklim değişikliklerini, gelecek kuşakları da dikkate alan, uzun vadeli, gıdanın erişilebilirliği ve adil paylaşımını, açlık sorununun temel sebeplerini dikkate alan politikalar üretilir ve hayata geçirilirse toprak, su gibi doğal varlıkları, tüm canlıları ve insan sağlığını önceliğine alan ekolojik tarımın, gelecekte de dünya nüfusunu besleyebileceği çok açık.

Kaynaklar:

‘La Pierre Patisserie’ Arnavutköy’de açıldı



İstanbul’un en güzel sahil semtlerinden biri olan Boğaz’ın incisi Arnavutköy’de Fransız konseptli pastanesi ‘La Pierre Patisserie’ Şubat ayı itibariylehizmet vermeye başladı. Arnavut kaldırımlı taş sokaklara sahip semtin sıcaklığını hissettiren mekan, ziyaretçilerin tadını damağında bırakan lezzetler ile buluşturuyor.

İstanbul’un yeni lezzet mekanı, nostaljik pastane severlerin yeni buluşma noktası La Pierre Patisserie, Şubat ayı itibariyle hizmete açıldı. Arnavutköy’ün merkezinde bulunan ‘La Pierre Patisserie’, eski pastane sıcaklığını ve tatlarını özleyenlerin yeni adresi olacak. Sunumları, keyifli ortamı, garsonları ile kendinizi butik bir Fransız pastanesinde hissedeceğiniz mekanda günün stresinden uzaklaşmak mümkün.

La Pierre Patisserie, özel üretilmiş Fransız kruvasanlarından, tatlı tuzlu kurabiyelere, spesiyal pastalardan, poğaça çeşitlerine kadar zengin menüsüyle misafirlerini ağırlarken özel davetler için catering hizmeti de sunacak.

La Pierre Patisserie’nin Genel Koordinatörlüğünü yürüten Gül Cergel sektörün bilinen isimlerinden. Butik pastacılık konusunda yaklaşık 20 yıllık deneyime sahip olan Gül Cergel, Türkiye’de artık unutulmaya yüz tutmuş pastane kültürünü yeniden canlandırmayı hedeflediklerini belirterek, “Pastanemizin dekorasyonunu tasarlarken de bu sıcaklığı yansıtmak istedik. La Pierre Patisserie, sıradan bir pastane olmasının ötesinde, sahilde yürüyüşe çıkanların soluklanabileceği, sevdikleri ile vakit geçirebileceği ve arkadaşlarıyla beş çayında buluşacağı güzel bir mekan oldu” dedi.

Ev sıcaklığında hizmet kalitesi

Sabah kahvaltısında sıcak kruvasan ile nefis kahveler içmek isteyen ya da arkadaşlarıyla çay saatinde buluşmak isteyenleri La Pierre Patisseire’e davet eden Cergel, şöyle devam etti: “Müşterilerimiz, bizim için evimizde ağırladığımız misafirlerimiz kadar özeldir. Onlara ev sıcaklığında hizmet sunmak en önemli prensibimiz. Bu nedenle hem ağırlarken, hem ürünlerimizi hazırlarken ev mutfağının titizliği ve özeniyle hareket ediyoruz. Özellikle pastalarımıza çok güveniyoruz. Kruvasanlarımızda oldukça iddialıyız. Ürünlerimizin hiçbirinde katkı maddesi kullanmıyoruz. Düğün, partiler ve doğum günü kutlamalarında birbirinden ilginç tasarımlarımız ile müşteri memnuniyetini ön planda tutuyoruz.”

Sabah saat 07.30 ile akşam 20.00 saatleri arasında açık olan La Pierre Patisserie, web sitesi üzerinden ve telefonla da sipariş alarak adrese kadar teslim hizmeti veriyor.


Adres: Arnavutköy Mahallesi Bebek Arnavutköy Caddesi 43/A, Beşiktaş


Jamaika’nın zorlu tepelerinden Türk kahve severlerin fincanına…

Dünyanın en kaliteli kahvesi Jamaica Blue Mountain® Starbucks ile Türkiye’de...

Starbucks, ‘Kahvelerin Pırlantası’ olarak kabul edilen eşsiz Jamaica Blue Mountain®’ı sadece kısa bir süre için Türkiye’deki kahve severlerin seçkin beğenisine sunuyor.

Kahvenin geldiği son noktayı temsil eden ve dünya kahve pazarında ‘Kahvelerin Pırlantası’ olarak nitelendirilen Jamaica Blue Mountain®, 1.700’lü yıllardan bu yana kahve yetiştirilen Jamaika’da, sadece Blue Mountain adı verilen yüksek tepelerde, oldukça zorlu bir süreçle üretiliyor.
Üretim alanının darlığı sebebiyle sadece sınırlı miktarda üretimi gerçekleştirilen kahve, benzersiz tadı ve karakteristiği yüzünden çok yüksek talep görüyor. Bölgesindeki standart kahvelere oranla yaklaşık 10 katı fiyatla alıcı bulan Jamaica Blue Mountain®, dünyadaki en pahalı kahveler arasında ilk sıralarda yer alıyor. Starbucks tarafından Türkiye’ye getirilen kahvenin dünyada yüzde 80’inin Japonlar tarafından tüketildiği biliniyor.

Zengin tat ve karakterlere sahip olan ve Jamaica Coffee Industry Board (Jamaica Kahve Endüstrisi Komitesi) sertifikası taşıyan Starbucks Reserve® Jamaica Blue Mountain®, kısa bir süreliğine ve sadece limitli miktarda, Starbucks Reserve mağazalarında ve seçili Starbucks mağazalarında Türk kahve severlerle buluşuyor.

Sevdiklerinizi kahve kokusuyla mutlu edin…
Sınırlı miktarda üretilmiş, dünyanın en iyi kahve çekirdeklerinden biri olan Starbucks Reserve® Jamaica Blue Mountain®, kahve tutkusunu sevdikleriyle paylaşmak isteyenler için de ideal bir hediye seçeneği oluşturuyor.




KAHVALTININ YENİ MODASI: DEMLİK

Ana menüsü çay olan Türkiye’nin ilk ve tek yerli çay mağaza zinciri Demlik, yeni açılan noktalarıyla çay severleri ağırlamaya devam ediyor. Demlik, İstanbul Moda’da açılan yeni mağazasıyla da kahvaltı mekanlarının gözdesi olmaya aday.

Hafta sonlarının en güzel planlarından olan kahvaltı, şüphesiz vazgeçilmez bir öğün. İstanbul Moda’nın en iyi kahvaltı mekanlarından biri olmaya aday Demlik, kendisine özgü kafe bistro konsepti ile misafirlerin kendini rahat hissedebileceği bir ortam sunuyor.
Hızlı, standart ve serpme olmak üzere 3 çeşit kahvaltısı olan Demlik, Türk kahvaltısından vazgeçmeyenleri cezbediyor. Sıcacık simit ve poğaçalar, kuru meyveler, tahin–pekmez ikilisi, organik reçel ve peynir çeşitleri geniş kahvaltı menüsünden sadece birkaçı. Sahanda kavurmalı yumurta, menemen ve sucuklu omlet ise kahvaltının yanındaki vazgeçilmezlerden...
Türkiye’nin ilk yerli çay mağaza zinciri unvanına sahip olan Demlik, menüsünün ana kalemi olan demleme çayın yanı sıra kahvaltıdan kek ve böreklere, günlük atıştırmalıklardan yemeklere uzanan çeşitli alternatifleriyle müşterilerine zengin bir menü sunuyor.
Bu soğuk kış günlerinde sevdiklerinizle birlikte hem kahvaltı yapmak hem de haftanın yorgunluğu atmak istiyorsanız Demlik Moda şubesi sizi bekliyor.

Dubai’nin Türk mutfağı temsilcisi RÜYA,
Esquire Dergisi tarafından körfez bölgesinin
"En İyi Restoranı" seçildi


Anadolu mutfağını modern ve yaratıcı dokunuşlarla Dubai’ye taşıyan RÜYA, dünyaca ünlü erkek dergisi Esquire tarafından Körfez Bölgesi’nin en iyi 50 restoranı arasından birinci seçildi. Uluslararası platformda Türk mutfağının en iyi temsilcisi olma amacıyla yola çıkan RÜYA yenilikçi konsepti ile günümüze uyarlanmış Anadolu yemeklerini özel reçeteler ile sunuyor. Anadolu mutfağının lezzet ve pişirme tekniklerindeki çeşitliliğini ortaya koyan menü, Şef Colin Clague’nin 40 yıllık Anadolu mutfağı birikimi olan Rasim Özkanca ile yürüttüğü çalışmalar ile oluşturuldu.


“Müşterilerimiz İstanbul’un kozmopolit ruhunu ve Anadolu’nun zenginliğini bir arada hissediyor”
RÜYA’nın yaratılış sürecini yöneten Umut Özkanca, Anadolu mutfağının dünyada bilinen tanımını tamamen değiştirme misyonuyla hareket ettiklerini belirterek, şunları söyledi: “RÜYA’ya gelen müşterilerimiz klasik Anadolu mutfağının lezzetlerini tadarken yarattığımız ambiyansla da İstanbul’un kozmopolit ruhunu ve Anadolu’nun müthiş zenginliğini çağdaş bir dokunuşla bir arada hissediyor. Ortaya koyduğumuz bu yenilikçi konseptin Esquire gibi önemli bir mecra tarafından ödüllendirilmesi bizleri onurlandırdı. Yakın zamanda açmayı planlandığımız Londra şubemizin heyecanını yaşarken, bu ödül bizim için büyük bir motivasyon oldu.”

Taş fırın ve açık mutfak konuklara yemeklerine hazırlanışını izleme fırsatı veriyor
Çağdaş tasarım öğelerini tarihi ve kültürel detaylarla bir araya getiren RÜYA, 777 metrekarelik alanda toplam 226 kişilik kapasiteyle hizmet veriyor. Ortada yer alan taş fırın ve açık mutfak konuklara yemeklerin hazırlanışını izleme imkânı verirken, Türk yemeklerinin keyfinin layıkıyla çıkarılabilmesi için tüm tabaklar paylaşımlı olarak sunuluyor. Menünün öne çıkan lezzetleri arasında Anadolu’nun yöresel lezzetleri, zeytinyağlılar, sarmalar, Cağ kebabı, Karadeniz pide çeşitleri, lahmacun, fırınlanmış et - balık çeşitleri ve geleneksel Anadolu ekmekleri bulunuyor.

Rüya Restaurant & Lounge
Grosvenor House
Al Sufouh Road, PO Box 482018 Dubai, United Arab Emirates
T - +971 4 3999 123



The Populist, 14 Şubat Sevgililer Günü’ne özel menü hazırladı

Tarihi Bira Fabrikası’nın mirasını yeni bir döneme başarıyla taşıyan The Populist, 14 Şubat Sevgililer Günü’ne özel menüsü ve craft lezzetleriyle keyifli saatler yaşamak isteyen tüm çiftleri bekliyor.


Tüm çiftlerin heyecanla beklediği, hediye seçiminden, o akşamı geçirecekleri mekân arayışlarına kadar hazırlıklara günler öncesinden başladıkları ve her detayın kusursuz olmasını arzu ettikleri 14 Şubat Sevgililer Günü, The Populist’in özgün konsepti ve atmosferiyle unutulmaz bir güne dönüşüyor. The Populist’in başarılı mutfağında hazırlanan lezzetlerden seçilerek hazırlanan 14 Şubat menüsünde, başlangıç olarak Enginar Dip ve Peynirli Pizetta paylaşımlık olarak sunuluyor. Ana yemekte The Populist’in klasikleşmiş tatlarının başında gelen CheeseburgerTütsülenmiş Tavuk ve Brisket Et Parçalı Burgulu Patates Kızartması alternatifli olarak yer alıyor. Sevgililer Günü yemeğinin tatlı finalinde ise Vanilyalı Dondurma ile servis edilen çıtır çıtır Milföy Tatlısı ağızları tatlandırıyor. The Populist müziğin ve eğlencenin eşlik ettiği farklı bir Sevgililer Günü deneyimlemek isteyen tüm çiftleri 14 Şubat’ta bekliyor.

Bomontiada’nın özel atmosferinde 14 Şubat Sevgililer Günü’nü The Populist’in özel lezzetleriyle deneyimlemek isteyenler, 0212 296 20 34 numaralı telefondan rezervasyon yaptırabilirler. Birahane sokak, no:1/D
The Populist Hakkında
Tarihi Bomonti Bira Fabrikası’nda kapılarını açan, özel lezzetlerden, müziğe özel etkinliklere kadar şehrin tüm craft tatlarını barındıran The Populist, kalıpları yıkan konsepti ve mekân tasarımıyla şehrin eğlence ihtiyaçlarına farklı seçenekler sunuyor. Özenle seçilmiş craft lezzetleri, alışılmışın dışında tasarlanmış özel dekorasyonu ve zengin menüsü ile The Populist farklılığını ortaya koyuyor.


METRELİK ADANA KEBABI’NIN MUCİDİ
HASAN KOLCUOĞLU’NDA ADANA KEBAP ZİYAFETİ


Adana'da "kebap" deyince akla gelen marka olmuş ilk isimlerden biridir Hasan Kolcuoğlu. Özellikle 1 metrelik kebaplarıyla ünlenen Kolcuoğlu, İstanbul Küçükyalı'daki yerinde İstanbullularla buluşuyor. "Metrelik Adana Kebabı’ ile meşhur Adanalı Hasan Kolcuoğlu, Küçükyalı Sahilyolu’ndaki sıcak mekanında misafirlerini ağırlıyor. Başlangıç menüsünden tatlılarına kadar her lezzette iddialı olan Adanalı Hasan Kolcuoğlu, zırhta çekilmiş kuzu etinden yapılan kebabıyla fark yaratıyor.

1 yaşına gelmemiş erkek kuzu etinin zırhta çekilmesiyle yapılan ‘Metrelik Adana Kebabı’, Adanalı Hasan Kolcuoğlu ile özdeşleşmiş dayanılmaz bir lezzet. Metrelik kebap, etin suyunu salmaması ve lezzetini içine hapsetmesi için sipariş verilmesinin hemen ardından özel şişlere takılarak pişiriliyor. Metrelik Adana Kebap, özel ayaklı standında el yapımı pideler, kaburga ve pirzolalar eşliğinde servis ediliyor.

Trabzon tereyağı, Erzincan peyniri ve balon ekmekle başlayan ziyafet; kuru patlıcan dolması, pazı sarması, pilaki gibi zeytinyağlılar ile devam ediyor. Mezelerden Ali Nazik, acılı ezme, şakşuka ve humus öne çıksa da sayısız çeşit içinden seçim yapmak zor. Kapalı mini pidede de iddialı olan Şef Mehmet Soydaş çiğ köfte, içli köfte ve fındık lahmacunun mutlaka tadına bakılması gerektiğini belirtiyor. Kebabın en yakın arkadaşı şalgamı Adana’dan getirttiklerini belirten Şef Mehmet Soydaş, yöresel ürünler kullanılarak hazırladıkları tüm tatların ana malzemelerini kendi yöresinden getirttiklerinin altını çiziyor. 1910'lu yıllara dayanan köklü tarihiyle Adanalı Hasan Kolcuoğlu, tatlılarıyla da iddialı. Kabak tatlısı, dondurmalı irmik helvası, özel Hatay peyniri ile hazırlanan künefe, katmer, ayva tatlısı ve kadayıf arasından tercih yapamayanlara karışık tatlı tabağı hazırlanarak mutlu bir son vadediliyor.

Rezervasyon için: 0216 519 89 01 -05 – 06  http://www.hasankolcuoglukucukyali.com/


Aşkınızı Kahvenize Yazın

Akaretler’in yeni gözdesi Quppa Caffe 14 Şubat Sevgililer Günü’nde çiftlere unutamayacakları keyifli bir sürpriz hazırlıyor. 

Sevgilinizle birlikte Latte’nizi içmeden önce Quppa’nın profesyonel baristaları sanatsal bir dokunuşla kahvenize kalp çizerek sevgilinizin adının baş harfini bu romantik kalbin içine hapsediyor.

Gelen tüm misafirlerin kendilerini evlerinde hissederek keyifli zamanların tadını çıkardıkları Akaretler’in yeni trend mekanı Quppa Caffe, 14 Şubat Günü’nde çiftlerin romantizmine Latte Art sürpriziyle şık bir dokunuş gerçekleştiriyor. Tüm çiftlerin o özel günde birbirlerine farklı ve unutulmaz

jestler yapma hazırlığına şimdiden başladığı 14 Şubat Sevgililer Günü, Quppa Cafe’nin Latte Art sürpriziyle unutulmaz bir alternatife sahip oluyor. Ouppa’nın yetenekli baristalarının sanatsal dokunuşlarıyla hazırlanan Latte Art sunumu, Sevgililer Günü’nün romantizmi ikiye katlanıyor. Kahve köpüğüne çizilen ve içerisinde çiftlerin isimlerinin baş harflerinin yer aldığı kalple ikram edilen Latte, çiftlerin birbirlerine yapacakları en lezzetli 14 Şubat jesti olarak öne çıkıyor.

Sevgililer Günü’nde romantik bir tadım
3.nesil kahve deneyiminin iddialı adresi Quppa Caffe’nin 14 Şubat’a özel hazırladığı Latte Art sürprizine, açık mutfak konseptiyle sunduğu birbirinden lezzetli taptaze lezzetler eşlik ediyor. 14 Şubat Sevgililer Günü’nde Quppa’nın samimi ve sıcak ortamında sevgilinizle geçireceğiniz romantizm dolu saatlerinizi keyifle yudumlayacağınız Latte Art’la hoş bir sevgililer günü anısına dönüştürebilirsiniz. @quppacaffe 

Sıkma portakalın tam zamanı..
Portakalbahcem.com dan sipariş vakti!

100’ün üzerinde farklı ürünü internet üzerinden tüketicilerle buluşturan Portakalbahcem.comhttps://www.portakalbahcem.com/tr/sezondaki-meyveler’un müşterileri için hazırladığı ‘Otomatik Sipariş’ özelliğiyle sezonun en taze meyveleri her hafta düzenli olarak kapınıza kadar getiriliyor.

Bu sistem ile sipariş verilen günde seçtiğiniz meyveler dalından toplanıyor ve hava koşullarına bağlı olarak ortalama 24 saat içerisinde kargoya veriliyor. 6 farklı seçeneğin bulunduğu otomatik sipariş sistemi ile fiyat artışlarından etkilenmeme fırsatı da elde edilmiş oluyor.





İTALYAN MUTFAĞININ EN LEZZETLİ HALİ MEZZALUNA’DA

Şehrin en iyi İtalyan restoranlarından Mezzaluna, yeni kış menüsü ile misafirlerine unutulmaz bir lezzet deneyimi yaşatıyor.

İtalyan mutfağından en lezzetli örnekleri misafirleri ile buluşturan Mezzaluna, menüsünü yeniledi. İtalyan şef Fabio Brambilla’nın geleneksel ve yenilikçi unsurları harmanlayan yaklaşımından yola çıkarak hazırladığı reçeteler misafirlerine çok özel 
lezzetler sunuyor.

İtalyan tarzı burger yememiş olanlar için menüde çok özel bir seçenek var; sotelenmiş mantar, karamelize soğan, taze domates ve scamorza peyniri ile hazırlanan “burger”,hem göze hem damağa hitap ediyor. Kavrulmuş patates ve sote orman mantarları ile servis edilen “Izgara deniz levreği” ise yeni sunumu ile göz dolduruyor.


Pizzalara yeni eklenen alternatifler ise Mezzaluna’nın pizza konusundaki iddiasını bir kez daha ortaya koyuyor. Marine somon, taze yeşillikler, manda mozarella ve scamorza peyniriyle hazırlanan “Finissima con salmone marinato” çıtır pizza, menünün öne çıkan lezzetlerinden.








Mezzaluna yorumu ile hazırlanan makarnalar ise İtalyan mutfağı severlerin favorilerinden olacak. Porçini mantar ile hazırlanan taze ev yapımı “Fettucce” hafif krema sos ile sunulurken ıspanak ve ricotta peyniri ile hazırlanan ev yapımı “Plin” tarzı “Tortelli”, parmesan ve adaçayı sos ile servis ediliyor. En seçkin İtalyan tatlılarının bulunduğu menüde “Amarettolu panna cotta” ve vanilyalı dondurma ile servis edilen “Bademli ve elmalı tart” lezzet şöleni yaşatıyor. Gerçek İtalyan yemeklerinin en çok tercih edilen adreslerinden biri olan Mezzaluna, rahat ve sıcak atmosferiyle misafirlerini ağırlamaya devam ediyor.







TARLADAN SOFRAYA LEZZETİN ADI MELİS

 Melis geniş ürün yelpazesinde, özenle topladığı ve mevsimin en taze sebzeleriyle hazırladığı geleneksel tatların başında gelen çeşit çeşit turşudan evde közlenmiş gibi doğal tadıyla sofraları süsleyen közlenmiş sebzelere, günün en güzel saati kahvaltıyı daha da güzelleştiren kahvaltılık soslarından konserveye kadar zengin bir lezzet çeşitliliği yer alıyor.
Türkiye’nin önde gelen turşu markası Melis, sektöründe dünyanın en büyük, en deneyimli ve saygın turşu, közlenmiş sebze ve sos üreticilerinden Euro Gıda bünyesinde üretilerek tüketiciyle buluşmaya devam ediyor. Melis yerelden global arenanın yükselen yıldızı olarak tam 4 kıtada ve 18 ülkede satışı yapılan, perakende ve horeca kanallarında dağıtımı gerçekleşen bir başarının da adı aynı zamanda.

Tarladan sofraya mahsulün en iyisini en kısa sürede ve tam tadında ulaştırmak için üretim fabrikasından emektar çiftçilerine kadar tüm süreci ustalıkla yöneten Melis, güçlü Ar-ge ekibiyle de ürün skalasını zenginleştirmeye devam ediyor. Geleneksel reçeteleri, modern mutfaklardan aldığı ilhamla farklı lezzetlerle harmanlayan Melis bugün, dünyanın her yerinde bilinen ve özünü olduğu gibi koruyan bir marka olmanın mutluluğunu tüketiciyle paylaşmanın haklı mutluluğunu yaşıyor.

Ege’nin bereketli tarlalarından, tazeliği ve tadı tam kıvamında sebzelerle hazırlanan lezzetler, her öğünde sofraları zenginleştirmeye devam ediyor. Doğal içeriklerle hazırlanan, çeşit çeşit turşudan enfes köz sebzeye kadar geniş ürün yelpazesiyle Melis, her yıl olduğu gibi 2018 yılında da lezzet avcılarının vazgeçilmezi olmaya devam edecek.

ÇEŞİT ÇEŞİT TURŞULAR, SOSLAR
Lezzetiyle dillere destan olmuş kornişon, salatalık ve çubuk turşusu, acı, tatlı, süs, biberiye turşuları, karışık turşu, ve lahana gibi geleneksel turşular Melis’in turşu ailesini oluşturuyor. Kıtır kıtır lezzeti ve tarladan sofraya çok kısa sürede ulaşan Melis turşu ailesiyle tanışmalısınız.
Salatalık Turşusu            
Melis'in ikonikleşmiş ürünlerinden salatalık turşusu elle toplanan ve 8 ila 18 saat içinde tarladan kavanoza ulaşan en kaliteli salatalıklarla hazırlanıyor. Üstelik hiçbir koruyucu madde içermiyor.
Kornişon Turşusu
Melis'in uluslararası lezzet ödülüne sahip ürünü kornişon turşusu enfes bir atıştırmalık alternatifi. Üstelik hiçbir koruyucu madde içermiyor.
Çubuk Salatalık Turşusu              
Ankara'nın Çubuk ilçesinin ünlü Çubuk salatalık turşusu Melis kavanozlarında. Üstelik hiçbir koruyucu madde içermiyor.
Jalapeno Biber Turşusu              
Meksika’da başlayan yolculuğu Türkiye’nin verimli topraklarında tekrar hayat bulan Jalapeno biber turşusu, pizzadan burgere kadar birçok lezzetle uyum içinde.
Süs Biber Turşusu
Melis süs biber turşusu gerçek acı severler için muhteşem bir alternatif.
Biberiye Turşusu            
Minik biberiyeler, lezzetli acısı ve kolay yenilebilir olmasıyla özellikle pide ve kebap severlerin de favorisi.  
Biber Turşusu  
Acı olmayan biber turşusu tercih edenler için harika bir seçenek. 
Karışık Turşu     
Kış aylarında sofrada kuru fasulye, nohut olur da karışık turşu olmaz mı?  Melis karışık turşu dengeli sebze karışımı ve ev yapımı lezzetiyle sofraların baş tacı.
Soslu Lahana Turşusu   
Bir turşu klasiği lahana, muhteşem soslu, kütür kütür ve tazecik lezzetiyle Melis kavanozlarında.       
Kapari Turşusu
Melis’in sağlıklı ve lezzetli kapari turşusuyla salatalar, ızgara balıklar şimdi daha lezzetli. Üstelik hiçbir koruyucu madde içermiyor.
Sarımsak Turşusu
Sağlık için çok faydalı olan sarımsak muhteşem tadıyla Melis kavanozlarında. Turşu olarak tüketebileceğiniz gibi, yemek yaparken de pratik bir şekilde kullanabilirsiniz.

KÖZLENMİŞ SEBZELER & KONSERVELER
Kurulduğu ilk günden beri birbirinden lezzetli közlenmiş sebzeler üreten Melis, sebzelerin tazeliğini ve evde közlenmiş hissi uyandıran doğal tadını bugün de korumaya devam ediyor. Közlenmiş kırmızıbiber ve patlıcanla sofralarınız zahmetsiz bir şekilde renkleniyor ve yemeklere ekstra lezzet katıyor.  Protein deposu Melis Meksika fasulye konservesiyle de salatalar piyazlar çok daha kolay hazırlanıyor.  
Közlenmiş Kırmızı Biber                              
Annelerimizin ocak üzerinde mis gibi közlediği kırmızıbiberler, aynı lezzetiyle anne eli değmiş gibi şimdi Melis kavanozlarında. Üstelik hiçbir koruyucu madde içermiyor.

Közlenmiş Patlıcan
Evde közlenmişçesine doğal tadıyla Melis közlenmiş patlıcan enfes lezzeti, rengi ve kıvamıyla beğendilerin, Ali Nazik kebaplarının, birçok meze ve börek çeşidinin de vazgeçilmezi. Üstelik hiçbir koruyucu madde içermiyor.
Meksika Fasulyesi
Protein değeri yüksek Melis Meksika fasulyesiyle salatalar piyazlar ve Meksika mutfağından seçeceğiniz yemekler hazırlayabilirsiniz. Üstelik hiçbir koruyucu madde içermiyor.

SOSLAR
Pek çok farklı mutfaktan sıcak ve soğuk lezzetlere mükemmel tatlar kazandırmak için, sos yelpazesini her geçen gün zenginleştiren Melis kahvaltılık sosu ekmeğin üzerinde keyifle tüketirken, Paprika Biber, Köfte ve Acı Sos yemeklerinin de mükemmel eşlikçisi oluyor.  

Acı Tatlı Soslar
Acı Sos                 
Yemeğiniz yeterince acı değil mi? Melis acı sos bir yemeğin tadını istenilen acılığa getirmenin en kolay yolu. Dilediğiniz kadar ekleyin. Dünya mutfağının acılı yemeklerini yapmak, Güneydoğu mutfağını evinize getirmek Melis Acı Sos ile artık çok kolay.
Kahvaltılık Sos 
Balkan mutfağının armağanı Acuka bol ceviz ve fındık ile kahvaltılık sos olarak Melis’ten sofranıza.
Acı Kahvaltılık Sos
Balkan mutfağının armağanı Acuka, bol ceviz ve fındık ile kahvaltılık sos olarak güne başlamanın en lezzetli hali.
Köfte Sos
Melis köfte sos köftelerinizin lezzetini arttırmak ve baskın köfte tadını öne çıkarmak için ideal ve pratik kullanımıyla da her zaman yanınızda. Üstelik hiçbir koruyucu madde içermiyor.
Paprika Biber Sosu
Kırmızıbiber, domates ve acı biberle yapılan Melis paprika sosu, ızgara ve kızartmalarınıza lezzet üstüne lezzet katıyor. Üstelik hiçbir koruyucu madde içermiyor.

Euro Gıda Hakkında
Türkiye’de gıda sektörünün en büyük ve güvenilir firmaları arasında yer alan Euro Gıda; çok çeşitli turşu, konserve ve gurme soslardan oluşan bir ürün portföyüne sahiptir. Kendi markası Melis ile tüketiciye seslenirken, B2B kanadında Türkiye ve Avrupa’nın birçok büyük markası için fason üretim yapmaktadır. Ege bölgesinde İzmir’de stratejik bir lokasyonda bulunan Euro Gıda üretim tesislerinde, sebze tarlalarına yakın olmanın sağladığı avantajdan yararlanılmakta, ziraat mühendislerinin gözetimi altında üretilen sebzeleri tazeliklerini kaybetmeden fabrikaya ulaştırıp en son teknolojiyle 24 saat içinde işlemektedir. Türkiye’de sektörün en büyük fabrikasına sahip olan Euro Gıda, Avrupa’da ise ilk 10’da yer almaktadır. Euro Gıda üretiminin %60’ını ihraç etmektedir. 

                                          ***

Bubble Wrap İstanbul, Moda’da açıldı



İstanbul, yepyeni bir lezzet durağına daha kavuştu. Klasik waffle deneyimini farklı malzemelerle yeniden yorumlayan Bubble Wrap, Anadolu Yakası’nın kalbi Moda’da açıldı. Küçük ve sempatik mekanın özel soslarla hazırlanan lezzetleri arasında bir defa deneyenlerin kısa sürede müdavimi olacağı Monkey Wrap, Çilek Wrap, Oreo Wrap ve Ceviz Wrap ile sabah güne farklı bir tat ile başlamak isteyenler için omletli wrap yer alıyor.  
Eğitimini aşçılık, mutfak sanatları, pastacılık ve restaurant yönetimi üzerine yapan, ilk olarak ABD’nin ödüllü mekanlarında ardından Türkiye’deki seçkin restoranlarda yeteneklerini geliştiren Pelin Görpe, Kadıköy Moda’da aile işletmesi olarak hizmete açtığı yeni mekanı Bubble Wrap İstanbul ile, waffle severler için baş döndüren renkli ve eğlenceli lezzetler sunuyor. Ayrıca mekan, alışılmışın dışında tatlarının yanı sıra belirli günlere özel konsept wrapler de çıkarmaya hazırlanıyor.

Misafirlerini ayakta ağırlayan mekanın popüler içeceği “Pink Limonata”
 Moda’da açılan Bubble Wrap İstanbul, misafirlerini ayakta ağırlıyor. Farklı wrap lezzetlerine tercihe göre sıcak ve soğuk içeceklerin eşlik ettiği mekanın favorisi ise “Pink Limonata”. Tamamen doğal malzemeler kullanılarak, Pelin Görpe’nin özel tarifi ile hazırlanan pembe limonata damaklarda çok özel bir anı bırakıyor.

Açılışa özel “Takip et, beğen, paylaş” sürprizleri... 
Bubble Wrap İstanbul, tüm waffle tutkunları için açılışa özel sosyal medya sürprizleri de sunuyor. Mekanın Instagram ve Facebook sayfalarını takip edip, beğenerek paylaşanlar, wrap menülerinde sürpriz indirimler, ekstra lezzetler ve bedava içecek şansı yakalıyor.
 Bubble Wrap İstanbul
Caferağa Mahallesi, Moda Caddesi No.78/A - Kadıköy-İstanbul

 Pelin Görpe Hakkında; Lise öğrenimini Saint Benoit Fransız Lisesi’nde tamamlayan Pelin Görpe, mezuniyetinin ardından yüksek öğrenim için 2001 yılında ABD’ye gider. Pelin Görpe’nin bilgisayar mühendisliği ile başlayan üniversite eğitimi, 2004 yılında kendisinin hep hayalini kurduğu aşçılık ve mutfak sanatlarına kayar. Sırasıyla aşçılık, pastacılık ve restaurant yönetimi okuyan Pelin Görpe, bu dönemde bir yandan okuluna devam ederken diğer yandan otel ve restaurantlarda çalışarak kendini geliştirir. ABD’nin ödüllü mekanlarında çalışan Pelin Görpe, eğitimini tamamlayarak 2009 yılında Türkiye’ye döner. İstanbul’un önemli mekanlarında executive chef ve yönetici olarak çalışan Pelin Görpe, 2012 Nisan’ında butik pasta ve tatlı konseptinde hizmet vermek üzere kendi mekanı Simosi Cake’i açar. Görpe 2017 Aralık ayında ise bir aile işletmesi olarak Moda’da hizmete giren Bubble Wrap markası altında waffle severlere yepyeni lezzetler sunuyor.


****************************


 Nelipide Gurme Pideye Sınıf Atlatıyor


Alışılmışın dışındaki konseptiyle pideyi, tüm dünyanın beğenisine sunmak için Ordu’dan yola çıkan Nelipide Gurme, sıra dışı lezzetini ve farklı ‘pidecilik’ anlayışını Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanına taşımayı hedefliyor.



Türkiye’de pideyi belirli bir lezzet standardına getirmek ve markalaşmasını sağlamak; ayrıca pideyi kahvaltı dahil, günlük öğünlerin vazgeçilmezi haline getirmek için yola çıkan Nelipide Gurme, Ordu’da Güzelyalı, Durugöl ve Çarşı’da; İstanbul’da ise Bağdat Caddesi ve Beylikdüzü’ndeki toplam 5 şubesiyle müşterilerine hizmet veren Nelipide Gurme, yüzde yüz mutlu misafir prensibini benimsiyor.

Pide sınıf atlıyor!
Bulunduğu lokasyonda en iyi pideyi, en iyi servisle sunmayı misyon edinen Nelipide Gurme, Karadeniz’in doğal ortamında yetişmiş ürünlerini seçerek, Ordu’daki 4000 m² kapalı alanda kurulu olan fabrikasından restoranlarına gönderiyor. Böylece Nelipide Gurme tüm şubelerinde bir ‘lezzet standardı’ sağlayarak Ordu’daki lezzeti birebir İstanbul’a taşıyor. Nelipide Gurme’nin Ordu’dan tedarik edilen malzemeleriyle hazırlanan pideler, yemekler ve kahvaltı seçenekleri usta eller tarafından misafirlere sunuluyor.

Kahvaltı için ‘doğal’ bir mola…
Hafta sonlarının vazgeçilmezi olan kahvaltıları Ordu’nun birbirinden lezzetli tatlarıyla taçlandıran Nelipide Gurme, modern dekorasyonu ve kendine özgü konseptiyle konuklarını ağırlamaya devam ediyor. Nelipide’nin ancak Ordu köylerinde bulabileceğiniz eşsiz kahvaltı sofrasında; Ordu’dan özel olarak gelen ürünler, yine yaylalara has özel tereyağlı kuzine ekmeği, sadece yumurtanın sarısından yapılan menemen, peynir eritmesi ve turşu kavurması gibi özel lezzetler yer alıyor. Karadeniz’in doğal ortamında yetişmiş ürünlerin ahengiyle ortaya çıkan Nelipide Gurme Ordu Köy Kahvaltısı, Ordu’nun lezzet masalını İstanbullularla buluşturuyor.

Bu milli lezzeti tüm dünyaya tattırmayı hedefliyor
Aktaşlar Lezzet Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Aktaş, restorancılık alanında hizmet verdiği Nelipide markasıyla ayrıca Türkiye’de ilk kez dondurulmuş pideyi de market zincirlerine, kantin ve otellere taşıdı. Aktaşlar Lezzetler Grubu; Aktaşlar, Nelipide ve Pidemiss markalarıyla büyümesini sürdürülebilir kılma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Aktaşlar 2017 sonu itibari ile aylık 250 ton yıllık yaklaşık 2 milyon 500 bin adet pide ürettiklerinin altını çizdi.


Aktaş: Misafirlerimizi Ordu'daymış gibi hissettiriyoruz

Türkiye’de 10 milyar liralık ciroya ulaşan pide sektörünün, 2017 yılı sonunda büyüme rekoru kıracağını belirten Aktaşlar Lezzet Grubu Başkanı Tamer Aktaş, “Günümüzde hızla büyüyen pide sektörü, kurumsallaşan markalarla daha çok ivme kazandı. Biz de Aktaşlar olarak sürdürülebilir restorancılık adına markamıza büyük bir yatırım yaptık. Konsept ve mimari üzerine çalışmalarımız oldukça uzun sürdü ve 2013 yılında tüm bu çalışmalarımız meyvesini verdi. Nelipide Gurme olarak Türkiye pide sektörüne yeni bir bakış açısı getirdiğimize inanıyoruz.  Menülerimizde kullandığımız tüm malzemelerimizi bizzat Ordu’dan ve yöresinden taze olarak temin ediyor, İstanbul’daki restoranlarımızda da misafirlerimizi Ordu'daymış gibi hissettiriyoruz.” dedi.


Yeni yatırım Pideor
Aktaşlar Lezzet Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Aktaş, “Fast food sektörüne de yeni yatırımımız Pideor ile girmiş bulunuyoruz. Türk damak tadına uygun olması ve fast food anlayışına benzerliği nedeniyle pide son dönemce gittikçe popülerleşiyor. Bunu gören markalarda Türkiye genelinde franchise vererek şubeleşiyor. Maliyeti düşük Türk pidesi, henüz dünyaya açılmadı.  Bu nedenle Pideor çıkış noktasını Ordu pidesini tüm dünyanın tatması olarak tanımlıyoruz.  Bu güne kadar pide sektörü içerisinde sağlanamamış olan ürün, hizmet ve kalite standardını sektördeki 36 yıllık tecrübemiz ile Pideor sistemi için oluşturduk. Dolayısı ile franchise’larda sektör tecrübesi gibi bir kriter aramıyoruz çünkü Pideor sisteminde insan faktörünün değiştirebileceği bütün olumsuz prosesleri ortadan kaldırdık. Franchise yatırımcılarımızın; hizmet sektöründe çalışmayı sevmesi, açılacak olan restoranın başında durması ve insan ilişkilerini iyi yönetebilmesi yeterli” diye belirtiyor. 
Pideor markasıyla Fast-food sektörüne hızlı bir giriş yapan Aktaşlar Lezzet Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Aktaş’ın bu yolda hedefi oldukça büyük. Yoğun fizibilite çalışmalarından sonra Pideor’un ilk şubesini İstanbul Beşiktaş’ta açan markanın, 2018’in ilk 6 ayında 25 şube açma hedefi bulunuyor. Toplamda 400 şube açma hedefi olan marka, yurt dışında da şube açma hedefiyle yol haritasını şimdiden çizmiş durumda. http://www.nelipide.com/

Nelipide Gurme Hakkında; 1981 yılında Ordu merkezde 8 masalı bir pide salonu olarak faaliyetine başlayan Aktaşlar Lezzetler Gurubu, bugün Nelipide Gurme markası ile 2013 yılından beri hizmet veriyor. Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Aktaş; “Yemeyi, içmeyi, hatta daha önce ağırlamayı, yani misafiri çok sevmekle başladı hikayemiz” diye anlatıyor… Farklılaşan lezzeti ve restoran konseptiyle pideye sınıf atlatan Nelipide Gurme, alışık olunanın aksine, kendine özgü lezzetleriyle pide restoranı algısında farklılık yaratıyor. Ordu’nun eşsiz tatlarının harmanlandığı birbirinden farklı pide çeşitlerinin yanında Nelipide Gurme'de Türk Mutfağı’nın seçkin lezzetlerinin yer aldığı zengin bir menü ve Ordu köy kahvaltısı da bulunuyor. Nelipide Gurme, Ordu’da Güzelyalı, Durugöl ve Çarşı olmak üzere toplam üç şubeyle hizmet veriyor. İlk konsept mağazasını 2013 yılının başında İstanbul Bağdat Caddesi’nde açan Nelipide Gurme’nin Beylikdüzü’nde de şubesi bulunuyor. Ordu’da doğan Nelipide, franchise vererek Türkiye’de büyümesini sürdürecek.  2017 yılı sonunda 12 şube sayısına ulaşmayı hedefleyen marka yeni yatırımcılara kapısını sonuna kadar açıyor.


      Anavarza Keven & Kekik Balı ile rahat bir kış geçirin

      
Anavarza Bal, soğuk günlerin yaşandığı şu günlerde direnci artıran, vücuda performans kazandıran ve yorgunluğu gideren Keven & Kekik Balı’nı sundu. Raflardaki yerini alan Anavarza’nın özel Keven & Kekik Balı, haziran ve temmuz aylarında, Kayseri, Elazığ, Malatya ve Bingöl çevresindeki Keven ve Kekik çiçeklerinden geliyor. Klasik lezzetlerin yanı sıra Anavarza’nın “Gurme Ballar” kategorisinde bulunan Keven & Kekik Balı, yoğun lezzetiyle damakta kendini hissettirmekle birlikte; berrak ve orta koyulukta renge sahip. 

Kendine özgü yoğunluğu ve aromasında ki hoş kokusuyla damaklarda nefis bir tat bırakan Keven & Kekik Balı, içeriğindeki karbonhidratlar sayesinde yüksek enerji de veriyor. Bir kaşık Anavarza Keven & Kekik Balı damaklarda unutulmaz bir tat bırakırken, kış şartlarında vücut dayanıklılığını da üst düzeye çıkararak hastalıklardan korunmaya da yardımcı oluyor. Dilerseniz her gün 1 kaşık balı, sabahları kahvaltıda dilerseniz gün içinde ara öğün atıştırmalıklarınızla beraber tüketebilirsiniz. 

Anavarza Keven & Kekik Balı, Anavarza Bal’ın Adana Kozan’da bulunan tesisinde dünya standartlarında uygulanan tüm güvenlik analizlerinden geçirilerek sofralara ulaştırılıyor. Bu bal ayrıca, Yeditepe Üniversitesi AR-GE ve Analiz Merkez Laboratuvarları kapsamında da değerlendirilerek, gluten intoleransı olan bireylere uygun gıdalar arasındaki yerini de alıyor.
Güvenle ve severek tüketebileceğiniz Anavarza Keven ve Kekik Balı, tasarımıyla ödül almış olan özel kavanozuyla bal severlere sağlık ve lezzeti bir arada sunuyor. 




Yeni Yıl Sofralarının Tadı Tamek

1955 yılından bu yana tüketicilerini kaliteli ve lezzetli ürünlerle buluşturan Tamek, yılbaşı sofralarını da lezzetlendiriyor. Tamek’in özenle yetiştirilen meyvelerin suyundan hazırladığı 35 farklı lezzetteki içeceği farklı damak tatlarına hitap ederken, Tamek’in hazır yemekleri, turşu, konserve ve sosları ise yılbaşına yaraşır sofralar hazırlanmasına yardımcı oluyor.

Gıda sektörünün öncü firması Tamek, tüm yıl olduğu gibi yılbaşında da sofraların baş tacı olmaya devam ediyor. Özenle hazırlanan meyve suları büyük küçük herkese, her zevke hitap ediyor. Yılbaşı akşamı büyükler, eski yılbaşı akşamlarının anısını günümüze taşıyan Tamek meşhur kahverengi şişeli meyve sularının üç farklı çeşidiyle yoğun lezzeti yaşarken, küçükler yüzde yüz meyve suları ile sofraların keyfini artırıyor.

Hazır Yemekte Tamek Lezzeti
Tamek’in hazır yemek kategorisinde bulunan yaprak sarma, barbunya pilaki, fasulye pilaki, patlıcan kızartma, közlenmiş biber, patlıcan salatası, konserve ve turşuları ise, yılbaşı sofralarında hem görsel hem de lezzet şöleni yaratılmasına katkıda bulunuyor. Tamek Garnitür ile yapılan salata ve mezeler her zaman olduğu gibi yılbaşı sofralarının baş tacı olmaya devam ediyor.
Ayrıca, yoğun Ar-Ge çalışmaları sonucu Tamek tarafından 2017 yılında piyasaya sunulan, tüketiciler tarafından yoğun ilgi ile karşılanan acı, ranch ve barbekü sosu yemeklerin lezzetine lezzet katıyor.

Yılbaşı Keyfini Yılın İlk Kahvaltısına da Taşıyın
Yılbaşı sofrasında yarattığı şöleni yılın ilk kahvaltısına taşımak isteyenlerin tercihi yine Tamek’ten yana oluyor. Tamek’in birbirinden lezzetli, 12 farklı meyve tadına sahip reçel ve marmelatları hem anne reçeli tadını sevenlerin, hem şeker ilavesiz formülüyle kilo kontrolü nedeniyle şekerli ürün tüketmeyenlerin, hem de diyabetlilerin ihtiyacını yoğun meyve tadından ödün vermeden karşılıyor. Tamek kahvaltılık ve acılı kahvaltılık soslarının yanı sıra Balkan ve Paprika sosu ise, yıla lezzetli bir başlangıç yapılmasını sağlıyor.        www.tamek.com.tr       www.facebook.com/tamek

**************

Dünya marketlerinin raflarını 

Türk zeytin ve zeytinyağları süsleyecek



Türkiye’nin geleneksel ihraç ürünlerinden sağlık iksiri zeytin ve zeytinyağı 2016/17 sezonunu ihracat rekorlarıyla geride bıraktı. Zeytincilik Sektörü, 2016/17 sezonunda yüzde 63’lük ihracat artış hızı yakalayarak Türkiye’ye 284 milyon dolar döviz kazandırdı.

Zeytincilik Sektörü, 2017/18 sezonunda da dünya marketlerinin raflarını Türk zeytin ve zeytinyağı ile süslemek için kolları sıvadı. Kasım ayında zeytinyağı sektörünün yüzde 130'luk ihracat artışı sektördeki moralleri yükseltti. Zeytincilik Sektörü, 2017/18 sezonunda tarihi rekolte beklentisi içerisinde. Rekolte rakamları resmi olarak açıklanmasa da, Zeytincilik Sektöründe 280 bin ton zeytinyağı ve 450 bin ton sofralık zeytin rekoltesi bekliyor.





Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Davut Er, Kasım ayında ihracatlarının yüzde 100 artış göstererek 13 milyon dolardan 26 milyon dolara çıktığını, bu artışın sezon boyunca sürmesini beklediklerini kaydetti. EZZİB Yönetim Kurulu üyeleriyle birlikte İzmir’de Basın Toplantısı düzenleyen Er, Türkiye’de son 15 yılda zeytin ağacı varlığının 90 milyondan 175 milyona çıktığını, yeni dikilen ağaçların meyve vermeye başladığının bu yılki rekoltede kendini hissettirdiğini anlattı.

Zeytin ve zeytinyağı üreticisi ile ihracatçısına desteklerin arttırılmasını istiyoruz

Türkiye’nin 2023 yılı için 650 bin ton zeytinyağı, 1 milyon 200 bin ton sofralık zeytin rekoltesi hedefi olduğunun altını çizen EZZİB Başkanı Davut Er; “Bu üretim ne olacak? Çözümün iki ayağı var. İç tüketimin artırılması lazım. İhracatın da desteklenmesi lazım. Bunların paralel artması halinde arz fazlalığının bir sıkıntı yaratmasını beklemiyoruz. İki ayağı da önemsiyoruz. İç tüketim ve ihracat ayaklarının artması için üreticiye sofralık zeytin için 50 kuruş, zeytinyağı için 2.5 TL prim istiyoruz. Zeytin ve Zeytinyağı ihracat destekleri de, 2013 yılından bu yana yüzde 50 eridi. Zeytin ve zeytinyağı ihracat desteklerine yüzde 100 artış talep ediyoruz. Organik ürün üretenlere ise ekstra yüzde 50 prim verilmesini bekliyoruz. Bu sayede zeytin ve zeytin yağımızın daha katma değerli pazarlanması ve tüketiminin arttırılması mümkün hale gelecek” şeklinde konuştu.



Dünya market raflarını süsleyeceğiz
Türkiye’de zeytin ve zeytinyağı ihracatçılarının geçtiğimiz yıllarda sürdürülebilir üretim için hammadde tedarik edemedikleri için dünya marketlerindeki raflarını kaybettiğine dikkati çeken Er şöyle devam etti: “Kutulu ve ambalajlı yağ ihracatımız 28 bin ton’dan 11 bin ton’a düşmüştü. Bu yıl rekoltemiz yüksek, fiyatlar da dünyadaki rakiplerimizle hemen hemen rekabet edebileceğimiz seviyelerde. Bu yıl dünya market raflarını Türk zeytin ve zeytinyağı ile süsleyeceğiz. 2017/18 sezonundan çok ümitliyiz.”

Hedefimiz markalı ihracat, ancak dökme ihracat yasaklanamaz

“Markalı ihracat ana hedefimiz” diye seslenen EZZİB Başkanı Er, “Fakat son zamanlarda dökme ihracatın yapılmaması gerektiği yönünde söylemlerle karşılaşıyoruz. Dökme ihracat demek ham yağ ihracatı demek değildir. Türkiye’den ham yağ ihracatı yasaktır. Dökme ihracat dediğiniz rafine-riviera tipi işlem görmüş malların katma değer kazandırılarak ihraç edilmesidir. İhracat ve ticarette yasakçı değil, rekabetçi zihniyet hakim olmalı. İhracatta sürdürülebilir olmak gerekir, zeytinyağını sürdürülebilir şekilde temin edemediğiniz takdirde markalı ambalajlı ihracat yanında piyasanın gerektiği boyutta her türlü ihracatın önü açık olmalıdır” şeklinde konuştu.

Gazetecilerin, “Dahilde İşleme Rejimi” ile ilgili sorularına da yanıt veren Er şunları söyledi: “Türk zeytin ve zeytinyağı ihracatçıları olarak Dahilde İşleme Rejimi ile yurt dışından zeytin ve zeytinyağı getirip ihraç pazarlarımıza ihraç etmeyi geçtiğimiz yıllarda gündeme getirmiştik. Devletimiz ve üreticilerimiz karşı çıktılar. İhracatımız 93 bin tonlardan 11 bin tonlara kadar geriledi. Bugün ise Türkiye’de rekolte arttı, ihracatçı ürün bulmakta zorlanmıyor. O nedenle Dahilde İşleme Rejimi gündemimizde yok. Milli üretim ve ihracat önceliğimiz.”

KDV yüzde 1’e düşürülsün
Marketlerdeki zeytinyağı fiyatları ile ilgili görüşlerinin sorulması üzerine Er, “Türkiye’de marketlerde yağ reyonlarında zeytinyağına çok sınırlı yer ayrılıyor. Kısa süre önce İspanya’daydık. İspanya’da market raflarında yağ reyonlarının büyük bölümü zeytinyağına ayrıldığını gördük. Bu da tüketimi arttırıyor. Türkiye’de zeytinyağı üretiminde ve fiyatlarında istikrar yok. Türkiye’de zeytinyağında yüzde 8 KDV var. Sağlık iksiri olan şifa kaynağı olan zeytinyağına ilaç gibi muamele yapılmalı ve bu KDV yüzde 1’e indirilmeli. Bu sağlanırsa ve üreticiye talep ettiğimiz destek miktarları verilirse zeytinyağı raf fiyatlarında 5 TL indirim sağlanmış olur. Bu da tüketimi tetikler” diye görüş belirtti.

Eximbank ihracata can suyu veriyor
Türk Eximbank'ın son bir yılda artan destekleriyle Türk ihracatının yüzde 26'sını destekler konuma geldiğinin altını çizen EZZİB Başkanı Er, "Zeytin ve Zeytinyağı sektörümüzün, 2017 yılında ihracatını yüzde 63 arttırmasında, Türkiye'nin ihracatında 155 milyar dolar seviyesine ulaşmasında Eximbank desteği itici güç oldu. Bu başarıda büyük emeği olan ve son iki yıldır üst üste yılın bürokratı seçilen Eximbank Genel Müdürü Adnan Yıldırım ve ekibine ihracat dünyası adına çok teşekkür ediyoruz" diyerek sözlerini noktaladı.


 

Kış sofralarının lezzeti turşular…


Melis, taze ve kıtır formuyla lezzet müdavimliği yaratan kornişon ve salatalık turşularıyla kış sofralarına lezzet katıyor…

 Türk Mutfağı’nın geleneksel ve asırlık lezzetlerinin başında gelen turşu, özellikle tarhana çorbası, kuru fasulye, nohut, pilav yemeklerinin keyifle yendiği kış sofralarının ayrılmaz bir lezzet tamamlayıcısı oluyor.  Kimi zaman mevsim salatalarının ana malzemesi kimi zamansa ana yemeğin olmazsa olmaz eşlikçisi. Salatalık turşusu deyince, hemen her yaşta insanda lezzet müdavimliği yaratan ve ünü ülke sınırlarını aşan Melis, atıştırmalık kornişon turşunun yanı sıra, salatalık ve çubuk salatalık turşu çeşitleriyle de kış sofralarının vazgeçilmezi olmaya devam ediyor.
Dalından koparıldığı tazelikle çok kısa sürede tarladan kavanoza ulaşan Melis salatalık turşuları, damaklarda iz bırakan turşuyu kıtır kıtır yeme zevkiyle de her zamanki farkını ortaya koyuyor. Melis’in kornişon turşusundan çubuk salatalığına kadar tüm turşu çeşitleri, bütün öğünlere yakıştığı gibi günün her saati açlığınızı bastıracak ve tek başına da öğün olabilecek nefis bir atıştırmalık. Melis’in tam tadında taze ve lezzetli salatalık turşuları, ailecek yenen sıcacık akşam yemeklerinden arkadaşlarla bir araya gelinen eğlenceli ev partilerine kadar her zaman baş rolde.
Taze, kıtır ve her zaman leziz
Euro Gıda Hakkında: Türkiye’de gıda sektörünün en büyük ve güvenilir firmaları arasında yer alan Euro Gıda; çok çeşitli turşu, konserve ve gurme soslardan oluşan bir ürün portföyüne sahiptir. Kendi markası Melis ile tüketiciye seslenirken, Türkiye ve Avrupa’nın birçok büyük markası için fason üretim de yapmaktadır. Ege bölgesinde İzmir’de stratejik bir lokasyonda bulunan Euro Gıda üretim tesislerinde, sebze tarlalarına yakın olmanın sağladığı avantajla,  ziraat mühendislerinin gözetimi altında üretilen sebzeler, tazeliklerini kaybetmeden hızla fabrikaya ulaştırılıp en son teknolojiyle 24 saat içinde işlemektedir. Türkiye’de sektörün en büyük fabrikasına sahip olan Euro Gıda, Avrupa’da ise ilk 10’da yer almaktadır. Euro Gıda üretiminin %60’ını ihraç etmektedir. http://www.eurogida.com.tr/ http://www.melis.gen.tr/





Yeni nesil kahve Federal coffee ‘Australian Coffee Roasters’,
yepyeni konseptiyle Nişantaşı’nda


 Yeni nesil kahvenin Türkiye’ deki öncülerinden Federal Coffee, İstanbul Galata’daki ilk şubesinden sonra açılan 3 şubenin ardından, 2014 yılında doğduğu Nişantaşı’na, yepyeni konseptiyle döndü. Federal Coffee iyi kahvedeki iddiasını, zengin mönüsüne ve çok özel imza kokteyllerine de taşıyor. Yeni nesil kahveciliğin ilk markalarından olan Federal Coffee, eski mahallesine “yeni nesil” kahvelerini ve lezzetlerini bambaşka bir konseptle getirerek benzersiz bir deneyim yaşatıyor.
Federal Coffee mönüsündeki her şey çok özel ve özenli. Türk insanının kahvaltı keyfini göz önünde bulundurarak hazırlanan ‘Keyifli Kahvaltı’ tabağındaki her şey en lezzetli olduğu yörelerden geliyor. Farklı ülke kahvaltılarını tercih edenler ‘’Avustralya’lı Kahvaltı’’yı, ‘’İspanyol Omlet’’i ya da mönüdeki en iddialı alternatiflerden ‘French Toast’ u deneyebilecekler.
Yemek mönüsünde seçim yapmakta zorlanacaksınız. İncecik hamurlu pizzaları, en sağlıklı salataları, özel bazlama ekmeğiyle hamburgerleri, formunu korumak isteyenleri, kendini şımartmak isteyenleri ve birbirinden lezzetli makarnalarla karbonhidratın en lezzetli halini tercih edenleri Nişantaşı’na bekliyor. Pazartesi‐Cumartesi 08:00 ‐ 02:00, Pazar 09:00-­01:00 arasında servis veren Federal’de yenilikçi barmen ekibinin hazırladığı birbirinden iddialı kokteyller ve yemeğe eşlik edecek butik şaraplar da sunuluyor.

Türk gıda ihracatçıları Japon pazarına Foodex Fuarı ile girecek

Asya-Pasifik pazarının en büyük gıda fuarı Foodex’te yeni iş fırsatları Türk ihracatçılarını bekliyor. Gıda tüketiminde kaliteden ödün vermeyen, yıllık 80 milyar doların üzerinde gıda ithalatı yapan Japonya’da düzenlenen Foodex Japan 2018 Uluslararası Gıda ve İçecek Fuarı’nın 43.sü, Türk gıda ihracatçıları için Japonya ve Uzakdoğu pazarına ulaşmak için altın fırsatlar sunuyor.
Türkiye Milli Katılım Organizasyonu, Ege İhracatçı Birlikleri tarafından yapılan Foodex Fuarı, 07-10 Mart 2018 tarihleri arasında Japonya’nın Chiba kentinde düzenlenecek.

Katılımcıları yüzde 70 devlet desteği bekliyor
Uzakdoğu pazarına girmek isteyen ya da konumunu güçlendirmek isteyen Türk gıda ihracatçıları, Ekonomi Bakanlığı’nın, Japonya’yı hedef pazar olarak belirlemesi nedeniyle Foodex Japan 2018 43. Uluslararası Gıda ve İçecek Fuarı’na katılmaları halinde, fuar katılım masrafları yüzde 70’e varan oranlarda destekten yararlanabilecek.
Foodex Japan Fuarı, gıda ihtiyacının sadece yüzde 40’ını kendisi karşılayabilen ve bu nedenle yılda yaklaşık 80 milyar $ tutarında gıda ithalatı yapan 128 milyon nüfuslu Japonya’da düzenlenmekle birlikte, bölge ülkeleri gıda pazarına da hitap eden bir özellik taşıdığını ifade eden Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Sabri Ünlütürk, Foodex Japan Fuarı’na, 2017 yılında 77 ülke ve bölgeden toplam 3.282 firma ve yaklaşık 82.000 ziyaretçinin katıldığını belirterek, Türk gıda ihracatçılarını Japonya ve Uzakdoğu pazarında konumlarını güçlendirmek için Foodex Japan Fuarı’na katılmaya davet etti.

Türkiye’den 2017 yılının Ocak – Ekim döneminde Japonya’ya yaklaşık 110 milyon dolarlık gıda ürünleri ihracatı yapıldığını anlatan Ünlütürk, “Yıllık 80 milyar dolarlık gıda ithalatı yapan Japonya, tarım ve gıda ürün ihtiyaçlarının büyük bir kısmını ithalatla karşılıyor. Türklere karşı müthiş sevgileri var. Sizden bir kez mal aldıkları zaman sizi unutmazlar. Herkes bu ülkeye mal satmak istiyor. Tek şartları var, o da kalite” diye konuştu.




Kanatlı sektörü Japonya pazarına Foodex ile kanatlanacak

Türkiye’nin ihracatta yıldız sektörlerinden Kanatlı Sektörünün, kısa süre önce Japonya’ya ihracat vizesi aldığını hatırlatan EİB Koordinatör Başkanı Ünlütürk sözlerini şöyle tamamladı; “Asya-Pasifik pazarının en büyük gıda fuarı Foodex, yıllık 3 milyar dolarlık kanatlı ürün ithalatı yapan Japonya pazarına Türk kanatlı sektörünün ihracata başlaması için yeni fırsatlara gebe. Kanatlı sektörümüzün bu fırsatı kaçırmayacağına inanıyoruz. Kanatlı sektörümüzün ihracatında Irak hakim pazar konumunda. Japonya ve diğer ülkelere ihracatlarını arttırarak muhtemel riskleri de ortadan kaldırmış olacaklar.”

Japonya’ya yönelik Turquality Projesi de var



Türkiye ile Japonya arasındaki ilişkilerin uzun tarihi geçmişe sahip olduğunu ve Japonların Türklere karşı büyük sempati duyduğunu ifade eden Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı Nurettin Tarakçıoğlu ise, Japon halkının zeytinyağı, kuru meyve, baharatlar gibi sağlıklı ürün tüketimine yönelmesinin Türk gıda ihracatçıları için bir şans olduğunu, Japonların satın alacakların ürünlerin bir hikayesinin olmasına çok ilgi duyduklarını, Türkiye’nin ihraç ürünlerinin hikayesinin Japonların ilgisini çektiğini bu durumun Türk ihracatçıları için bir şans olduğunu kaydetti.
Foodex Fuarı dışında Japonya’ya yönelik Türk Gıda Ürünlerinin tanıtılmasına yönelik Turquality projesi yürüttüklerini hatırlatan Tarakçıoğlu, “Foodex Fuarı ve Turquality Projesi sayesinde Japonya’ya olan gıda ihracatında ilerleyen süreçte büyük artışlar bekliyoruz” şeklinde konuştu.

FOODEX’te hangi ürünler olacak?

EİB Koordinatör Başkan Yardımcısı Tarakçıoğlu, deniz ürünleri, domates salçası ve konserveleri, turşular, makarna çeşitleri, kuru meyveler (kuru kayısı, çekirdeksiz kuru üzüm, antep fıstığı, kuru incir), fındık, zeytin ve zeytinyağı, un ve unlu mamuller, bitki çayları ve şifalı bitkiler ile baharatlar, şekerlemeler, süt ürünleri, şarküteri ürünleri (et ve et ürünleri hariç), diyet ürünleri, yumurta, kanatlı eti ve ürünleri, dondurulmuş gıdalar, meyve ve sebzeler, gıda katkı maddeleri, organik gıdalar, hazır çorbalar, çeşniler, bira, brendi, likör, sert alkollü içecekler, viski, şarap, meyve suyu, maden suyu, diğer alkollü ve alkolsüz içecekler vb. gıda ve işlenmiş tarım ürünleri sektöründe uluslararası standartlara uygun ürün üretimi yapan ihracatçıların Foodex Japan 2018 43.Uluslararası Gıda ve İçecek Fuarı’na katılmalarını önerdi.

Japonya’ya 2017 yılında neler sattık?
Türkiye, 2017 yılının Ocak – Ekim döneminde Japonya’ya 108 milyon 918 bin dolarlık gıda ürünleri ihracatı gerçekleştirirken, bu ihracatın 35 milyon 57 bin dolarlık dilimini Ege İhracatçı Birlikleri üyeleri yaptı.
Türkiye’nin Japonya’ya gıda ürünleri ihracatında ilk sırayı; 46 milyon 635 bin dolarlık tutarla Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri alırken, Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller Sektörü 23 milyon 101 bin dolarlık ihracatla ikinci sırada yer aldı. Meyve Sebze Mamulleri Sektörü Japonya’ya 14 milyon 602 bin dolarlık ihracat yaparken, Kuru Meyve Sektörü 10 milyon 331 bin dolarlık dövizi ülkemize kazandırdı.

2017 yılının geride kalan döneminde Japonya’ya fındık ihracatımız 6 milyon 432 bin dolar olurken, Zeytinyağı ihracatımız ise; 3 milyon 972 bin dolar olarak kayıtlara geçti. Japonya’ya Odun dışı Orman Ürünleri ihracatından 1 milyon 926 bin dolar gelir elde edildi.
Türkiye Milli Katılım Organizasyonu, Ekonomi Bakanlığı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin onaylarıyla Ege İhracatçı Birlikleri tarafından gerçekleştirilecek olan Foodex Japan 2018 43.Uluslararası Gıda ve İçecek Fuarı’na katılmak isteyen gıda ihracatçısı firmalar, 01 Aralık 2017 Cuma günü saat 17:30’a kadar Ege İhracatçı Birlikleri ile 0 232 488 61 07 no.lu telefon ya da gozde.sidal@eib.org.tr e-posta adresi aracılığıyla temasa geçilebilir.


* * *                      * * *                        ***                           ***                             ***                    ***

TÜRKİYE NORVEÇ USKUMRUSU'NU SEVDİ

Halk arasında ‘Norveç palamudu’ adıyla da bilinen Norveç uskumrusu, özellikle ‘balık ekmek’ olarak Türkiye’de en çok sevilen sokak lezzetleri arasında yer alıyor. 

Norveç Deniz Ürünleri Konseyi Türkiye Direktörü Maria Kivijärvi Heggen, Türkiye’nin bu yıl en fazla Norveç uskumrusu ithal eden ülkeler arasında ikinci sıraya yükseldiğini belirterek, “Uskumru mevsiminin başlangıcından itibaren, yağ ve Omega 3 seviyesi açısından en iyi seviyeye ulaştığı sonbahar ayları boyunca Boğaz kıyılarında çok daha fazla uskumru tüketileceğine eminiz.” dedi.

Norveç Deniz Ürünleri Konseyi Türkiye Direktörü Maria Kivijärvi Heggen, Türkiye’nin bu sene en fazla uskumru ithal eden ikinci ülke olduğunu açıkladı. Heggen, Norveç uskumrusunun özellikle ‘balık ekmek’ olarak Türkiye’de geleneksel bir yemek haline geldiğini hatırlatarak, “Türkiye’de geçen yıl restoran sektöründe düşüşler yaşanmıştı. Bu yıl Norveç uskumrusuna olan talep artışı, yeme içme sektörü ve sokak lezzetlerine olan ilginin artacağı anlamına gelebilir. Uskumrunun yağ seviyesinin, dolayısıyla Omega 3 oranlarının en yüksek düzeye ulaştığı sonbahar aylarında İstanbul Boğazı kıyılarında daha da fazla tüketileceğine inanıyoruz” dedi.
Türkiye, en fazla uskumru alan ikinci ülke
Norveç Deniz Ürünleri Konseyi’nin ihracat verilerine göre Türkiye, Norveç uskumrusuna en fazla rağbet gösteren ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye, 2016 yılında Norveç uskumrusu ithal eden ülkeler arasında 6. sırada yer alırken, 2017 yılının ilk 6 ayında ise 2. sıraya yükseldi. Türkiye, yılın ilk 6 ayında 9 bin 232 ton Norveç uskumrusu ithal ederken Norveç toplamda 97 bin ton uskumru ihracatı gerçekleştirdi.
En fazla Omega-3 bulunan balıklar arasında yer alıyor
Norveç uskumrusunun Türkiye’de çok fazla tercih edilmesinin lezzetli, kaliteli ve sağlıklı bir besin olmasından kaynaklandığını vurgulayan Norveç Deniz Ürünleri Konseyi Türkiye Direktörü Maria Kivijärvi Heggen, şöyle konuştu:  “Uskumru, en çok Omega-3 içeren türlerden biridir. Nisan-Kasım ayları arasında Norveç’in farklı yerlerinde yakalanabilen uskumru, yaz ayları boyunca çoğalır. Sonrasında yağ seviyesi yaklaşık olarak %30 artar ve sonbahar geldiğinde bir Omega 3 bombası olur. Uskumru ayrıca iyi bir D vitamini kaynağıdır. Norveç uskumrusu da lezzetli ve kaliteli olduğundan Türkiye’deki tüketiciler de tercih ediyor. Biz de bu sağlıklı, lezzetli ve kaliteli balığı Türkiye’ye sunduğumuz için mutlu oluyoruz.”
Norveç uskumrusunda rekor çoğalma 

Yapılan araştırmalara göre son 10 yıl içinde Norveç uskumrusu iki kattan fazla çoğalarak, 4 milyon tonun üzerine çıktı. Hızlı şekilde çoğalmasına rağmen, Norveç Hükümeti uskumrunun sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla, miktar artışı ve aşırı avlanma yapılmamasını güvence altına almak için Avrupa Birliği ile işbirliği içinde uskumru kotalarını kontrol ediyor.


* * *                               * * *                                   * * *                            * * *                            


Özsüt’ten bir salkım dolusu lezzet: Üzüm Küpü

Kuru üzümlü keki hepimiz biliriz, peki taze üzümlü keki hiç denediniz mi? Mutluluk tadında ürünlerin yaratıcısı Özsüt, mis kokulu keki salkımından koparılmış yeşil üzümle buluşturdu; ortaya yaz menüsüyle birlikte hayatımıza giren ferahlatıcı ve özgün bir tat olan Üzüm Küpü çıktı!
Her sene yaz ve kış aylarında yenilenen menüsüyle sürpriz lezzetleri misafirlerinin beğenisine sunan Özsüt, bu yaz yine çok özgün, leziz ve ferahlatıcı tatlılar hazırladı. Bunlardan biri de, Üzüm Küpü. Sürpriz ise, kekin hepimizin alışık olduğu gibi kuru üzümle değil, yazın vazgeçilmez meyvesi yeşil üzümle yapılıyor olması!
Üzüm Küpü’nde, ağızda dağılan mis kokulu sade kek, salkımından koparılmış üzümle buluşuyor. Bu ikiliye, hiçbir koruyucu katkı maddesi içermeyen Özsüt kreması, özel kaplama sosu ve fıstık parçaları eşlik ediyor. Son dokunuşu ise, beyaz kremanın üzerine çok yakışan yeşil rengiyle yine taze üzümler yapıyor.
Üzüm Küpü, porsiyonu 13 TL’ye satışa sunuluyor.

Özsüt hakkında:
Özsüt’ün 1938 yılında İzmir Kemeraltı’nda başlattığı tatlı serüveni, bugün 46 ilde 160’ın üzerinde mağazası, üç bine yakın çalışanı ve on binlerce misafiriyle sürüyor. STP Gıda altında bayilik sistemiyle faaliyetlerini büyüten Özsüt, Infinity Invest Holding’in 2014 yılında gerçekleştirdiği satın almanın ardından yapılan yeni yatırımlar ve çalışmalarla büyüyerek istikrarlı bir şekilde yoluna devam ediyor. Markanın bu yatırımlar doğrultusunda, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de üç mağazası bulunuyor. Özsüt’ün ürün gamı içerisinde pasta, sütlü ve şerbetli tatlılar, unlu mamuller, dondurma, kaymak, çikolata, kahve, Türk ve dünya mutfağından özel lezzetler yer alıyor.

                       ***           ***          ***

Ege'li balıkçılar yüzleri güldürdü...




Türkiye’nin ihraç ettiği 4 balıktan 3’ünü Egeli balıkçılar gerçekleştirdi

Su ürünleri ihracatında yüzler gülüyor. Türkiye’nin ihracatta yıldız sektörleri arasında yer alan Su ürünleri sektörü 2016 yılında da ihracattaki artışını sürdürdü. Türkiye’nin ihracatının yatay bir seyir izlediği 2016 yılında su ürünleri sektörünün ihracatı yüzde 15’lik artışla 793 milyon 879 bin dolara ulaştı. Egeli balıkçılar, Türkiye’nin su ürünleri ihracatının yüzde 73’ünü gerçekleştirdi.
 Türk su ürünleri sektörünün 793 milyon 879 bin dolarlık ihracatında Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği yüzde 73’lük pay alarak Türkiye’ye 578 milyon 219 bin dolarlık döviz kazandırdı. Su ürünleri sektörü 2017 yılında 1 milyar dolar ihracat rakamını gözüne kestirdi.
 Ege İhracatçı Birlikleri’nin verilerine göre, 2015 yılında 688 milyon 561 bin dolar olan Türkiye’nin su ürünleri ihracatı, 2016 yılında yüzde 15 artışla 793 milyon 879 bin dolara ulaştı. 2016 yılında 12 fuara katılarak Türkiye’nin su ürünlerini tanıtan Su Ürünleri Tanıtım Grubu (STG) bu artışta başrolü oynadı.

Ortalama ihraç fiyatının 3.5 katı döviz kazandırdılar
 Su ürünleri sektörünün ortalama ihraç fiyatının global piyasa fiyatlarında yaşanan sert düşüşe bağlı olarak 2015'te ortalama 5,66 dolar/kg iken, 2016 yılında 5,10 dolar/kg seviyesine düştüğünü belirten Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı ve Su Ürünleri Tanıtım Grubu Başkanı Sinan Kızıltan, ortalama ihraç fiyatındaki düşüşe rağmen ihracatlarını yüzde 15 arttırdıklarını, Türkiye’nin ortalama ihraç fiyatının 1.5 dolar seviyesinde olduğunun dikkate alındığında da ortalama ihraç fiyatının 3.5 katı ihracat rakamına eriştiklerini kaydetti. Kızıltan, Su ürünleri sektörünün ihracatının Avro bazında değerlendirildiğinde ise kilogram ihracat değerinin 2016 yılında yüzde 16 artışa imza attığını anlattı.

Su ürünlerinde son yıllarda yetiştiricilik ürünlerinin miktarının hızla arttığını, Türkiye’nin dünyada en büyük Akdeniz levreği ile çipura üretici/ihracatçısı ülke konumuna geldiğini ifade eden Kızıltan sözlerini şöyle tamamladı: “Türk Hava Yolları'nın destinasyon sayısını arttırması da ihracatımızı olumlu etkiledi. 2023 yılı için 1.5 milyar dolar olan ihracat hedefine emin adımlarla ilerliyoruz. 
Büyümeyi ve gelişmeyi kolaylaştıran, kemiklerin gelişmesine yardımcı olan, Omega 3 deposu, kalsiyum, demir, fosfor, iyot ve vitamin yönünden zengin, merkezi sinir sisteminin gelişimine yardım eden, zihinsel sağlığa olumlu etki eden, öğrenim başarısını, beyin gelişimini destekleyen, kan ve dolaşım sistemi konusunda koruyucu etkisi olan, algılama ve dikkat yetisini güçlendiren, kilonun sağlıklı düzeyde tutulmasına yardımcı olan su ürünleri tüm dünyada her geçen gün daha fazla tercih edilir hale geldi. Su Ürünleri Sektörü olarak, 2017 yılında 1 milyar dolar barajını aşmayı amaçlıyoruz.”

Su ürünleri ihracatında Hollanda, İtalya ve Almanya ilk üç ülke
Türkiye, 2016 yılında 80 ülkeye su ürünleri ihraç ederken Hollanda 160 milyon 175 bin dolarlık tutarla ilk sırada yer aldı. İtalya, 108 milyon 701 bin dolarlık su ürünleri ihracatı ile ikinci olurken, Almanya’ya yapılan su ürünleri ihracatı 86 milyon 866 bin dolar olarak kayıtlara geçti. Bu ülkeleri İngiltere, Japonya, Rusya, İspanya, ABD, Lübnan ve Fransa izledi.

No comments: